logo Hakkında


Kızılay’dan Güzel Bir Uygulama

yorumsuz

Az bulunan bir kan grubu (a rh-) taşımam nedeniyle 18 yaşımdan beri düzenli olarak gerek hastane olsun, gerek kızılay olsun birçok kez kan verdim hatta bazı kan verme organizasyonları da düzenledik arkadaşlarla beraber.

Genelde kanımı hastahaneye veriyordum ihtiyaç sahibini görmek için ama bu sefer Kızılay zahmet etmemiş bizim fakülteye de gelmiş, sağolsunlar. Ben de Kızılay’a vereyim bu sefer dedim. Bir iki hafta sonra ise gelen mesaja çok şaşırdım:

SAYIN YC, TURK KIZILAYINA BAGISLADIGINIZ KAN IHTIYAC SAHIBINE ILETILMISTIR.BIR HAYAT KURTARDIGINIZ ICIN TESEKKURLER…

Bu işi sadece gösteriş yapmak tabii ki doğru değil ama hoşuma gitti bu uygulama. İnsana yararlı ve gerekli olduğunu hissettiriyor.



Darth Vader Emekli Olmuş

yorumsuz

1zxbndj

Darth Vader, Sith Lordundan çok büyük bir kazık yer. Kızgınlığından ne yapacağını bilemez ama gücünün onu alt etmeye yetmediğini bildiğinden artık emekli olma zamanının geldiğini anlar. Yoda’ya gidip tövbe eder, Yoda da tövbesini bağışlayıp Vader’ı Obi-Wan Kenobi ile barıştırır. Yoda Vader’a, Obi-Wan Kenobi ile emekli ikramiyelerini birleştirip Orion gezegeninden küçük bir arazi kiralamasını ve galaksiyi ele geçirmeyi unutup artık toprak işleriyle uğraşması gerektiğini söyler. Zaman geçer de geçer ama Darth Vader’ın içinde hala galaksiyi ele geçirme uktesi kalmıştır.



Anadolu Üniversitesi Rektör Ataması Sonucu: Hüsran

yorumsuz

abdullah-hitler

Türkiye’nin en köklü ve en başarılı üniversitelerinden biri olan ve aynı zamanda bir parçası olduğum Anadolu Üniversitesi’nde ilginç bir “atama” yaşandı. Hem de en yüksek kademede!

Eski rektör Fevzi Sürmeli öğretim üyelerince en yüksek oyu almasına rağmen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül; öğretim üyelerinin yapmış olduğu oylama sonucu en az oyu olan Davut Aydın’ı başa getirdi.

Anadolu Üniversitesi’ndeki dekan ve öğretim üyelerini hatta diğer üniversite rektörlerini kızdıran bu “atama”, demokrasinin bekçisi olduğunu iddia eden Adalet ve Kalkınma Partisi’nin çok büyük bir ayıbıdır. Üniversite’de okuyan, öğretim yapan tüm insanlar tarafından protesto edilmelidir.

Burada çok büyük bir yanlışlık yapılıyor. Son söz Cumhurbaşkanının ise neden seçim yapılıyor? Seçim yapılıyorsa neden Cumhurbaşkanı bu seçimi hiçe sayıp kendi insiyatifini kullanıyor? Üstelik bu rektör “ataması” bir ilk değil rektör atamalarının çoğunda Abdullah Gül insiyatifini kullanmıştır ve öğretim üyelerinin, kendi yöneticilerini seçme haklarını ellerinden alarak, haklarını gaspetmiştir. Abdullah Gül Anadolu Üniversitesi öğretim üyelerinden özür dilemeli ve rektör koltuğuna hakeden kişiyi oturtmalıdır.

Üniversitelerde ATAMA değil SEÇİM istiyoruz!



Modifiye Kasa

yorumsuz

modifiye-pc
Kasa dışının modifiyesine alışkındık ama bu gerçekten yeni bir şey. Devamı için tıktık.



Bankaların E-mail Bültenleri

bir yorum

garanti

Garanti, TEB ve hesabımın olduğu diğer bankalardan istemediğim halde ileti alıyorum, hiçbirisinde de bülten almak istemiyorum şeçeneği bulunmuyor, bulunuyorsa bile çalışmıyor! Bu öntanımlı gönderimler kasıtlı bir şekilde mi yapılıyor, yoksa bu bankaların müşteri memnuniyeti ve seçme özgürlüğü diye birşeyden haberleri yok mu? Bu şekilde davranıp e-posta kutumu dolduran bankaları kınıyorum.



Apple – Farklı Düşün

yorumsuz

Apple_ThinkDifferent

Antipopülerizmin popüler olması gibi birşey.

Büyütmek için üstüne tıklayınız.



Linux Dünyası’ndan İncelikler

5 yorum

Linux dağıtımlarının özellikle Mac OSX Snow Leopard ve Windows 7 kullanıma sunulduğundan itibaren kullanılma ve yeni kullanıcı kazanma oranları iyice düştü. Bunun nedenleri ve nasılları tartışılabilir. Çok öznel konuşmakla beraber bunun sebebinin kapalı kaynak modelini benimsemiş firmaların kullanılabilirlik ve kararlılık yönünden atılım yapmaya çalışırken Linux dağıtımlarının hala temel sorunlarla boğuşmakta olmasına bağlıyorum. Bu kadar çeşitli Linux dağıtımı olduğundan bunu doğal karşılamak gerekiyor.

Ubuntu, Fedora, Pardus ve daha niceleri… Çoğu KDE ve Gnome ve Linux’u temel alarak ilerleyen dağıtımlar. Sorunları da tam olarak burada başlıyor. Çıkıp da kimse biz KDE’yi geliştirelim Gnome’u geliştirelim demiyor çoğu geliştirici donanım ağını genişletme; Gimp’in, OpenOffice’in splash screen’ini kendi logosu ile değiştirmekte olduğundan, amelelikten başını kaldıramıyor ve diğer işlere vakit ayıramıyor. Sınırlı sayıda geliştirici ile de ancak bu kadar verim alınabiliyor. Kısacası Linux Dünyası’nda innovasyon eksik! Ama az da olsa güzel şeyler var. Lütfen bunları tek bir dağıtımda toplayan bir dağıtım geliştiriniz :)

1) Presto

Ülkemizde malum, internet hızları çok düşük. Ubuntu ve Fedora gibi dağıtımlarda farketmişsinizdir, kurduğunuz zaman bir bakarsınız 200-300 mb güncelleme! Bu ne dersiniz, haliyle. Fakat artık demeyeceğiz herhalde, Fedora’nın geliştiricileri Presto adı altında bir güncelleme sistemi geliştirmişler. Öyle ki indirdiğimiz çoğu paket zaten eskisi ile çok az fark içeriyor. Delta denen bu fark güncelleme sırasında indiriliyor ve tüm paket indirme zahmetinden kurtuluyorsun. Hem bant genişliğinden hem de zamandan kar. Bu çok hoş bir uygulama.

2) UbuntuOne

Dosya ve ayarları tek bir yerde toplayan ve her yerden aynı bilgisayarı kullanmayı sağlayan UbuntuOne, Karmic Kaola sürümü ile karşımıza çıktı. İnternet üzerinden hesap satın alınabildiği gibi, evinize Ubuntu Server kurup kendi UbuntuOne sunucunuzu oluşturabilirisiniz.

3) Mklivecd

pclinuxos’da bulunan bu özellik sisteminizin kolayca bir cd’ye dvd’ye yedekelmenizi sağlıyor. Linux’ta en büyük sorunlardan biri olan yedeklemeye güzel bir çözüm yolu bence. Ayrıca bu şekilde kendi Live cd’nizi de hazırlayabilirsiniz.

Kızgınlıklar

angry1

1) “Sun”, sözüm sana

Sun, Office 2007 aldı başını gidiyor, yarın Office 2010 gelecek, sen hala yerinde sayıyorsun. Çalışmaya biraz innovasyon kat, görünümü güzelleştir, tak takıştır. Her satın aldığın ürün gibi bir bloatware’e dönüştüreceksen, söyle de bari insanlar başka şeylere yönelsin.

2) Pardus, sözüm sana

Milliyetçiliği kullanarak reklam yaptın, en samimi duygularımızı sömürdün eyvallah ama YALI, TASMA gibi Türkçe isimli gui yöneticisi yapacağına şu KDE’yi bırak openbox, fluxbox’a geç de eski bilgisayarı olanlar da çalıştırabilsin.

3) Ubuntu, sözüm sana

Kuzum siz kararlılık diye bir şeyden haberdar değilsiniz herhalde. Ne zaman sistem güncellense herşey berbat oluyor. Son kullanıcıyı düşüneceğinize bir de eski kullanıcıyı düşünseniz ya!

4) Gnome, sözüm sana

Şu iki panelden kurtul artık, sanal ikipanel hiç yakışmıyor. Artık Gnome 3′e mi geçireceksin, ne yapacaksan yap. Şu çocuk oyuncağı gibi serpiştirdiğin ciciş biciş simgeleri kaldır, adama benzesin şu ekran.

3) Linux, sözüm sana

Monolitik kernel dedik bağrımıza bastık, buramıza getirdin, yok acpi desteğiymiş bilmemneymiş. Windows’un mavi ekranına hasret ettin bizi. Kızdırırsan Hurd’e geçirim bak!

İstekler

  1. Güzel ve kullanışlı bir video programı
  2. Şu Gimp’i bir şekle sokun lütfen, rica, tşk, iyi günler
  3. Daha iyi ses kalitesi. Ne müzikler dinledim, ne flac’lar döndürdüm, benim sadık yarım kadar mediaplayer’dır.
  4. Menülerde daha az seçenek, sırf  ulaşılabilir olsun diye, menüleri seçenekler penceresine dönüştürmek. kullanılabilirliğe yoğunlaşın biraz da allasen ya.
  5. E yeter artık, gui’li bir veri kurtarma yazılımı

Teşekkürler. İnadına -> http://www.whylinuxsucks.org/



Klişe Aile

yorumsuz

Aile amerikan tipi, ahşap döşemeli bir evde oturur. Ev banliyölerdedir ve ön caddesi Ankara-Eskişehir yolu kadar geniştir. Evin yan tarafında veya zemin katta mutlaka garaj vardır. Garaj uzaktan kumandayla açılır ve Türkiye’deki gibi iki yana açılan kapıların aksine yukarıya doğru açılır, tam otomatiktir. Garajda mutlaka camlı, dondurmacı tipi buzdolaplarından vardır ve çoğu zaman stokta bira vardır. Bahçede kesinlikle köpek kulübesi vardır ve lassie’nin dna kopyası bir köpek başını delikten uzatmaktadır. Hergün tasmasından tutulur ve 15-20 dk gezdirilir. Eğer bir yere kakasını yaparsa, alınır ve poşetin içine konur. Evin dört bir yanı çimle çevrilidir. Arka bahçe her zaman dağınık ve bakımsızdır. Küçük bir harçlık artışı karşılığında evin en küçük üyesi çimleri biçme görevini üstlenmiştir. Bahçe anları mazıyla çevirlidir. İginç bir şekilde kesilmiş olması koşuluyla mazılar bahçenin başka yerinde de olabilir… Ev mortgage ile alınmıştır. Eğer evin içinden kravatlı biri çıkarsa büyük ihtimalle ödemeler düzenli gidiyordur. Düzgün makyajlı bir bayan da 4×4 aracına binerek kuaförüne doğru gidiyorsa işler gerçekten iyi demektir.

Çocukların düzenli harçlıkları vardır. yaramazlık yaptıklarında harçlıkları kesilir veya dışarı çıkmama, televizyon izlememe cezası verilir. Çocuklar okullarına servislerle gider. Eğer okul çok yakınsa okula bisikletle gidilir, kesinlikle kask takılır ve bisikletler için özel park yerlerine kilitlenir. Çocuklar, anasının kuzusu, özenti tiplerdir. Gençlik dizilerinde görüp havalı diye deri ceket aldırmışlardır. Okuldaki şişman ve zenci bir öğrenci ise “Ceketin çok güzelmiş.” der ve sübyanın ağzına bir tane yapıştırarak ceketi gasp eder. Her okulda geniş bir yemekhane vardır ve yemek sunan insanların hepsi şişman ve erkektir. Gözlüklü, çilli ve kızıl saçlı ezikler hep bir masada oturur. Nedense hep benzer yaşta çocuklar yemekhaneye gelir. (yemekhanelere sadece belirli sınıflara giriyor olmalı.)

İş yaşamı çok sıkıcıdır ve patron tam bir orospu çocuğudur. Yaptıkları hatalardan dolayı altlarını sesli bir şekilde rencide eder. Çalışanlar kübikıllarda çalışır ve işler bilgisayardan halledilir. iş çıkışı barda iki tek atılır, sıkışık kravat biraz gevşetilir ve eve doğru gidilir. Eve girilir, televizyon izlenir. Yatılır, karısı bugün çok yorgun olduğu için seks yapmak istemediğini söyler. Ama birgün mutlaka yapılacaktır. Sonunda yeni  yeni çocuklar doğar. Çocuklar, büyür , iş sahibi olurlar. Anne, baba yaşlanır. İlk önce baba ölür. Sonra anne alzheimer hastalığına tutulur. Kanser olur ve yaşamının son dakikasında gözünün önünden geçen film karelerinin daha önce izlediği bir filme ne kadar benzediğini düşünür. Film karelerinin sonunda kendi ölümünü görür. Film karesinin içinde bir film karesi daha, onun içinde başka bir film karesi ve başka bir film karesi….



Hakkı Haketmek

yorumsuz

Haketmediğiniz şeylere sahip olduğumuzda kıymetini çok bilmeyiz. Ancak kaybedince anlarız, o şeyin değerini, neye sahip olduğumuzu. Bir şeyin değerini anlamak için illa ki kaybetmek mi gerekiyor diyenleri haklı bulurum bu yüzden. (Bir şeyin değerini anlamak için kaybetmek haricinde güzel bir yöntemi olan varsa paylaşmasını rica ediyorum.) Hepimiz sahip olduğumuz şeylerin değerini bilmiyoruz veya farkında değiliz. Örneğin sıcak bir yuvaya, iyi kötü giyinecek elbiseye, bir bilgisayara ve internet bağlantısına sahip olmak matah bir şey gibi görünebilir. Ama bir de bunlara hiç sahip olmadığınızı düşünün, fantastik gibi gelebilir (Gerçi yaşadığımız şu sel felaketinden sonra pek de fantastik gelmiyor ya!)  böyle bir durumda çoğumuz, doğa ananın sert şaplağıyla ilk defa karşılaşırız. Bizim gibi “anneler tarafından yetiştirilmiş” bir nesil böyle bir ağırlığı kaldıramaz.

Yaşama savaşında ilk yenilenler, sahip olduklarının farkında olmadan onları kaybedenlerdir. Sadece sahip olduklarını dişiyle, tırnağıyla işaretlemiş olanlar, tekrar aynısını yapacak kadar cesur ve başarılı olabilirler. Biz Türkler olarak tam birinci sınıfın insanıyız. Kurtuluş Savaşı dışında çok büyük ve sürdürülebilir  bir atılımımız olmamıştır. Zaten bu savaşı da ordunun başında Atatürk gibi bir lider olmasa Türkiye’nin kazaması söz konusu değildi. Türkiye’de her zaman en popüler taraf olan liberaller bu savaşı yönetseydi emin olun Türkiye isminde bir ülke olmazdı. Belki küçük bir bölge devleti olan Osmanlı Devleti; İran, Libya veya Arabistan benzeri bir ülke olurdu ve “fes giyen, kebap yiyen insanlar” olarak tanınırdık.

Kurutuluş Savaşı’ndan sonra Türkiye’nin ekonomik ve politik savaş başlamıştır. Ve üzülürek söylüyorum iki savaşı da kaybettik, hala da kaybediyoruz. Savaştan sonra İsviçre gibi suya sabuna dokunmayan bir ülkenin genel hukuk düzenini Türkiye’ye adapte ettik. Bu kararı Atatürk’ün çok büyük bir hatası olarak nitelendiriyorum. Türkiye gibi ayrımcılığın, gericiliğin ve kamplaşmanın had safada olduğu bir yere bu kanunları getirmek çok yenilikçi ve gelecekçiydi fakat uygulanabilir değildi. Yurtdışından devşirdiğimiz “düzen” daha kültürlü ve eğitimli insanlara hitap ediyordu, açıkçası onlar bunu hakediyorlardı.

Türkiye’nin ihtiyacı olan düzen katı, sert ve daha tutucu olmalıdır çünkü Türk halkı çoğu müslüman halk gibi eğitimsizdir ve otorite bağımlısıdır. Türk insanı başında tek bir adam ister. Meclis onun kafasını karıştırır. Yanlışıyla, doğrusuyla bir kişi ister, bir sembol ister, Türkiye. Bu sembol eskilerde padişahtı sonra Atatürk oldu. Atatürk, Türk halkı için büyük bir semboldür. Her yere Atatürk anıtlarının ve büstlerinin dikilmesi, onun yaptığı işlerden dolayı değildir, onun bir sembole indirgenmek istenmesindendir. Atatürk de bir diktatördü yani halkın tam istediği gibi “tek adamdı” ama yetkilerini halktan yana kullandığı için yüceldi ve sonunda sembolleşti. Şimdilerde ise sembolümüz “Padişah Erdoğan”. Bu  sloganın yükselmesi geçmişten bu yana bir çok şeyin  değişmediğini göstermektedir.  Bizler bazı şeyleri anlamak için yeterli değiliz. Biz bize verilen hakları anlayacak kadar duyarlı ve farkında değiliz. Bize geçmişte verilen haklar bize ekstra large’dı, bol geldi bize bu haklar, çünkü biz bu hakları haketmedik.  Ve kaybetmesi de kolay oldu…



Demokrasi ve Kapitalizm Birlikte Yürümez

2 yorum

Kanunlara ve demokrasiye inanmıyorum. Eşitlik, hak sahipliği ve adaletin teoride ve pratikte çok farklı olduğunu bizzat görüyorum. Sadece belli bir kesim için, bir insan için; bütün bir toplumun acımasız bir kural topluluğu ile başbaşa bırakılması size de saçma gelmiyor mu? Zaten şu demokratik, insancıl diye konan kanunların da yüzyıllardır doğru dürüst işlemediği de ortada. Hatta herkesin korktuğu faşizm ve komünizm bile, kısmi eşitlikleri dağıtmakta, kapitalizmin arkasına gizlenmiş sözde demokrasiden daha başarılıdır.

Demokrasi, kapitalizm ile birlikte; demokratik bir şekilde acı çekmeyi ve demokratik bir şekilde cop yemeyi sağlayan bir sistem haline dönüşür. Bu yüzdendir ki göstermelik olarak sahip olduğumuz bu “seçme hakkı” denilen şey bize hapis, cop ve zulüm olarak geri dönecektir. Eskiden köprüden geçmek için eşkiyayla, ayıyla uğraşıyordunuz şimdi de devlet memuru ile, gişe cihazı ile uğraşıyorsunuz. Üstelik eskisinden daha fazla para ödüyorsunuz.

Daha “modern” bir şekilde acı çekmenin bize katkısı nedir? Peki yüzyıllardır değişen düzen ne içindir, kime hizmet etmektedir? Bu sorular aşamalı olarak düşünülebilir. Herkes sorumluluğu bir üstüne atar. Vatandaş, milletvekillerine; milletvekilleri dış mihraklara, dış mihraklar diğer dış mihraklara; onlar da tekrar halka atar suçu. Ve döngü bu şekilde tamamlanmış olur. Kısmen de doğrudur bu, sorunun çoğu vatandaştadır, insandadır. Ama o kandırılmıştır… Ağzına bir parmak bal çalınan bir saftır o. Ona ne yapacağını söyleyen bir sistem oluştur ve bunu bilinmeyen bir güce(kanun, din, töre) bağla. Al sana süper düzen! Sömürülmeyi isteyen milyarlarca insan… Cebime daha fazla para girecekse o seçilmiş bu seçilmiş, ne fark eder?

Oğlum, kızım sen de bunları düşünmeyi bırak artık, düzen bu! Değiştiremezsin! Böyle gelmiş böyle gider… Ne bir adım geri ne de bir ileri. Topluma uyun evlat!

ne kadar kavga etsek de

benzeriz birbirimize

iş işten geçince

sevişiriz her gece

ne fayda etse de

konuşuruz sessizce

belki birileri duyar diye…

Bu kısa yazıyı belediye seçimlerinden önceki akşam yazmıştım, internete aktarmak bugüne nasipmiş.