GIMP’e Güzel Bir Alternatif: Pinta
GIMP her ne kadar güçlü ve becerikli bir resim düzenleyici olsa da yavaş çalışması ve tek pencereli yapıya yıllardır geçememesi yüzünden son kullanıcıya hitap eden bir yazılım olamadı. Aynı OpenOffice gibi… OpenOffice açılana kadar gedit’de işinizi çoktan bitirmiş oluyorsunuz. Ama hakkını yemeyelim GIMP’in şu anki özelliklerinden hoşlanan insanlar olduğu kesin ama bir o kadar da nefret eden insan var ve bunlar güçlü bir alternatif için yanıp tutuşuyorlar. Devamını okuyun »
Uyutulmak
Ben küçükken annem iş yapabilmek adına beni hep uyuturdu. Eminim bebekliğimde de öyle yapmıştır. Gürültümle ve sorunlarımla uğraşmak ve en önemlisi onları çözmek yerine, kolayını seçmişti. Yalnız olmadığını düşünüyorum. Zaten eşinden yeterince baskı gören bir kadın ister istemez ya çocuğunu sokağa salacak ya da uyutacak, başka çaresi de yok. Hem ben uyumayı çok severim. Ama bazen o kadar çok uyurdum ki neyin rüya neyin gerçek olduğunu anlayamazdım. Hatta Inception’ı izleyince “Şerrefsizim aklıma geldiydi.” bile dedim. Bence Türkiye’de yaşayan çoğu kişinin aklına böyle gelmiştir. Çünkü hepimiz büyük bir rüyanın içindeyiz, sürekli uyutuluyoruz. Annelerimiz iş yapmak için bizleri uyutuyor, öğretmenlerimiz istemediğimiz şeyleri öğretmek için bizleri uyutuyor, politikacılarımız gerçekleri gizlemek için bizleri uyutuyor. O kadar uzun süredir uyutuyorlar ki çoktan Araf’a düştük bile. Artık gerçeklik kavramı bizim için bozulmuş durumda. Gerçekleri bir kenara bırakarak kendimize rüyalardan örülmüş çok güzel bir dünya kurduk. Geçmişimizi dahi rüyalarımızla değiştirdik. Bireyselleşmiş küçücük dünyamızda başka hiç kimseye de yer olmadığından tek değişken biz olduk ve rüyaların gerçekliğini kanıtlamak imkansızlaştı. İşte bu yüzden her yeni doğanı kendi yoluna gitmektense kendi yolumuza soktuk, kendimiz gibi olmaya zorladık ki değişken sadece biz olalım ve bu rüya hiç bitmesin. Çünkü biterse gerçeklerin soğuk yüzüyle burun buruna kalacağız.
E-posta Gönderirken…
Geçen yıl tam 150 arkadaşıma bilmeyerek bir maili karbon kopya olarak göndermişim. Bu e-posta etiği için çok kötü bir başlangıç oldu. Ben de dahil olmak üzere çoğumuz maalesef e-posta programlarını iyi kullanmayı bilmiyoruz. Gönderen kısmını ve içerik kısmını yarım yamalak doldurmakla iş bitti zannediyoruz halbuki bu şekilde e-posta göndererek hem karşı tarafı mutsuz ediyoruz hem de komik duruma düşüyoruz. Bunu engellemek için bir yazı yazmayı gerekli buldum. Yazının pdf şeklinde çıktısını buradan indirebilirsiniz.
CC mi BCC mi?
CC, Carbon Copy (Karbon Kopya) nın karşılığıdır. Bu özelliği aynı anda birçok insana e-posta gönderirken kullanırız ama gönderdiğimiz kişiler birbirlerini tanımıyorlarsa bu uygun bir yöntem değildir.
Düşünsenize yakın bir arkadaşınız 50 tane tanımadığınız insana telefonunuzu veriyor ve bu insanlar bir anda sizi aramaya başlıyorlar. Siz de birinin sizin telefonun numaranızı izinsiz bir şekilde dağıttığını öğrenince deliye dönmez misiniz?
Daha kötüsü Devamını okuyun »
geldik.biz üç yaşında
Merhaba! Uzun bir aradan sonra senli benli ilk yazımı yazıyorum çünkü geldik.biz üç yaşına girdi. (Aslında çok önceden ama bu yazıyı ancak şimdi yazma fırsatı bulabildim.) Hem böyle yazılardan nefret ederim aslında, ama bir kereden de bir şey olmaz diye düşünüyorum. Ne de olsa belirsizliklerin ve kararsızlıkların blog’uyuz şunun şurasında. Biliyor musunuz aslında kırk yıl düşünsem şu slogan gibi slogan bulamazdım(arkadaşlar sağ olsun, iyidir onlar iyi.) Hem ne güzel slogan şu yahu; insana her telden çalmaya, istediği çılgınlığı yazmaya izin veriyor.
Şöyle üç yıl öncesine baktığımda çok farklı bir geldik.biz görüyorum. Site sürekli inişler ve çıkışlar yaşamıştır, kalp grafiğinden farkı yoktur onun. Gerçekten belirli bir çizgisi yoktur. Hatta çizgisi olmayan bir site nasıl yaratılır diyorsanız geldik.biz size çok güzel bir örnektir. Ama ben bundan gurur duyuyorum.
geldik.biz’in dengesizliği ve sürekli değişimi bir zamanlar savunduğu şeyin tam tersini savunabilmesi size ikiyüzlülük gibi gelebilir. Bana göre ise dürüstlüktür çünkü geldik.biz dürüst olduğunu iddia etmemektedir, insanın dürüst olmadığını ifade etmesi de bir dürüstlüktür.(argüman dediğin böyle olur işte
) Bu durum sitenin belirsizlik ve kararsızlık içinde olduğunu belirtmektedir ki bu bence süper bir şeydir hatta Orhan Veli’ye tarzını iki yılda neden değiştirdiğini soran birine, o da: “Boşuna mı iki yıl yaşadık?” demiş. Ben bu cevabı çok sevdim ama Orhan Veli ile büyük fark var geldik.biz çok daha hızlı değişiyor. Bu yüzden (maalesef) tutarlı bir kaynak da değil ama söyledim ya böyle bir amaç da yok ortada. Gülelim , eğlenelim işte. Bu dünya kimseye kalmaz..
MusicBrainz ve Müzik Mirasımız
MusicBrainz “herkesin ulaşabileceği müzik kaynağı” olmayı amaçlayan bir ansiklopedi projesidir. Müzik albümleri ve sanatçılar hakkında çok çeşitli bilgiler içermektedir. Üye olanlar tarafından düzenlenir ve tüm üyeler düzenleme yapabilir. Düzenleme diğer kullancılar tarafından gerekli oyu alırsa kabul edilir ve veritabanına eklenmiş olur.
MusicBrainz kullanıcıları tarafından bugüne kadar eklenmiş bir sürü özellikle yabancı albüm bulabilirsiniz. Türkçe arşivi de oldukça gelişmiştir ama Türkçe bölümünün o kadar eksikleri var ki! Örneğin bir Led Zeppelin olsun Pink Floyd olsun The Beatles olsun bunların albümlerinin 60′lı ve 70′li yıllardaki çıkış tarihi gün olarak bile belirtilebilirken bizim bırakın 80′leri, 90′lı yıllardaki çoğu albümlerimizin bile çıkış yılları yanlış olabiliyor.
Bunu bir yana bırakalım. Şarkı isimleri ve hatta sanatçıların isimlerinin bile yanlış olabileceğini gördükten sonra bilgi arşivciliği konusunda çok büyük eksiklerimiz olduğunu fark ettim. Bu konuda kesinlikle bir şeyler yapılmalı. Aslında bizim de sanatçı bazlı güzel web sayfalarımız yok değil ama bunları yeterli olarak saymak mümkün değil. Hem bu sayfalardaki bilgilerin merkezi bir konumda olmadığı sürece çok da değeri yoktur bana göre çünkü ne kadar bunlar güvenilir bir kaynak gibi görünse de bizi yanlış sonuçlara yönlendirebiliyor. Bu bilgiler merkezi bir kaynakta ve herkesin düzenlemesine açık olursa yanlışlar kolayca ve hızlı bir şekilde düzeltilebilir ve güvenilir bir kaynak oluşur.
Hem MusicBrainz çok güzel ücretsiz bir müzik etiketleme yazılımına da sahip. MusicBrainz Picard denen bu araç dosyalarınızı etiketlendiriyor, klasörlere göre sınıflandırıyor ve çok hoş bir düzende isimlendiriyor. Böylece hem kültürel mirasımızı koruyorsunuz hem de müzik arşivinizi kolayca düzene sokuyorsunuz. Bu projeye katılmanızı ve en azından favori sanatçılarınızın diskografilerini veritabanına aktarmanızı rica ediyorum. Müzik mirasımızı en azından yazılı bir biçimde gelecek nesillere aktaralım.
Bu amaçla yararlanabileceğiniz kendi tecrübelerimden derlediğim Türkçe müzik kaynakları listemi paylaşmak isterim:
- http://www.diskotek.arkaplan.com.tr/catalog/index.php
- http://tr.wikipedia.org
- Sanatçıların resmi siteleri
- CD’si elinizde olan albümlerin albüm iç katalogları
- www.esenshop.com.tr: Barkod kaynağı
- www.tulumba.com : Güvenli sayılır ama hatalar var
- www.seyhanmuzik.com: Daha emin bilgilenme için buradan albüm arka kapakları edinilebilir
- www.idefix.com: Barkod kaynağı
- www.powerclub.com.tr: Albüm çıkış tarihleri gün bazında bulunabilir
- Itunes Store: Sınırlı ama güvenilir bir kaynak
- Google Images: Albüm arka kapaklarından yararlanmak için
- Gittigidiyor.com ve Sahibinden.com‘dan albüm arka kapakları ve ilginç bilgiler bulunabilir.
- Google Önbellek ve web.archive.org: 404 olan sayfaların eski versiyonlarına ulaşabilirsiniz.
- Winamp-Autotag: Bu özellik müzik dosyasını gracenote’a göre etiketler, böylece bu bilgilerden de yararlanabilirsiniz.
- Ve tabii ki Google ama çapraz karşılaştırma yapmadan güvenmeyin.
Teşekkür ederim.
GNU/Hurd Çare Olabilir mi?
Özgür yazılım deyince aklımıza hemen Linux geliyor. Neden Ubuntu, Fedora veya başka bir dağıtım adı gelmiyor? Veya şöyle soralım özgür yazılım Linux üzerine inşa olmak mı zorunda? Daha kötüsü özgür yazılım eşittir Linux mu demek?
Linux ’92 yılından bu yana özgür yazılımın gelişmesi için bir motor oldu bu şüphesiz ama hiç eleştiriden de kurtulamadı. Özellikle monolitik kernel yapısında olmasından dolayı kod tasarımı açısından bir çok kötü eleştiri aldı. Şimdi efendim bu monolitik kernel de ne demek oluyor derseniz kısaca açıklayayım.
Kernel yani çekirdek denilen şey işletim sisteminin kalbini oluşturmaktadır. Bilgisayarda yapılan temel işlemleri 1 ve 0′lara dönüştürerek insanlığı sayı ve binary karmaşasından kurtaran programlardır. Genel fikir itibarıyla üçe ayrılır: Micro kernel, Monolitik kernel, Hybrid Kernel.
Monolitik kernel harici tüm kernel tipleri çalışmak için birden fazla dosyaya ihtiyaç duyar. Monolitik kernel ise çalışması için gereken tüm gereçleri bir dosya içerisinde taşıyabilir. Örneğin sürücü yazılımları Linux ile bütünleşik gelmektedir ve yeni bir sürücü eklemek isterseniz tüm kerneli yeniden derlemeniz yani inşa etmeniz gerekmektedir.
Windows ve MAC OS X gibi ortamlarda ise sürücü yükledikten sonra çekirdeği tekrar inşa etmeye gerek yoktur. Linux’daki NVIDIA ve ATI sürücü sorunlarının büyük kısmı işte buradan kaynaklanmaktadır. Çekirdek herhangi bir nedenle derlendiğinde sistem sürücü senkronizasyonu bozulmakta ve çalışmalar veriler kaybolmaktadır.
Peki bu büyük soruna rağmen neden hala Linux kullanılıyor dersiniz? Nedeni basit: Linux ne kadar masaüstü kullanıcılarını hedef aldığını söylese de bu çok yanlış, Linux sunucu pazarını hedeflemiştir. Monolitik kernel dediğimiz yapı tek bir dosya halinde olduğundan veri iletişimi çok hızlı.
Bu özellik belirli işlemleri sürekli yapan bilgisayarlar için çok uygun çünkü iletişim çok hızlı ve bekleme çok az ama bu sadece belirli işlemler için. Son kullanıcı dediğimiz bilgisayar kullanıcısı belirli işlemlerden ziyade işletim sisteminin bir çok kompartımanını kullanarak çalışır ve işlem tipi, sayısı ve karmaşıklığı inanılmaz derecede artar. Arttıkça da monolitik kernel verimsizleşir.
Bunu anlamak için havuz problemlerini düşünün. Giren su miktarı eşit; bir tarafta bir musluk ve diğer tarafta üç musluk düşünün. Birinci tarafta insanlar tek sıra halinde suyu almalıdır yandan kaynak yapanlar olursa işlemler yavaşlar. Aynı şekilde üçlü musluğun sadece bir musluğunda kuyruk olursa diğer musluklar boş yere akar. Yani demem o ki monolitik kernel sunucu için microkernel ve hybrid kernel gibi mimariler masaüstü kullanıcıları için daha uygundur. Yani yanii.. Linux is Obsolete!
Peki bu gidişe bir dur diyemez miyiz? Tabii ki deriz. GNU/Hurd işletim sistemi FSF çatısı altında bu amaç için çalışan insanlardan oluşuyor. GNU/Hurd Linux’un aksine mikro kernel yapısında ve mimari alt yapı ve konsept olarak Linux’tan fersah fersah ileride. Örneğin bu çalışmanın ana motivasyonları şöyle: Nesne temelli bir altyapı oluşturmak, dosyaları daha çok modüler hale getirerek kernel faşizmini yenmek, yeniden başlatma sayısını minimize etmek.
Heyecanlandınız mı? Peki denemek ister misiniz? GNU/Hurd Şu an için o kadar kararsız ki çalıştırmak ve kullanmak çok ama çok zor. Fakat Debian’ın bu konuda güzel çalışmaları bulunuyor. Ayrıca şu adresten Live CD edinebilirsiniz. ArchLinux sevenler belki duymuştur ArchHurd de başarılı olarak çalışmaya başladı. Peki bu konuda bireysel olarak ne yapabiliriz? Türkiye’de bu çalışmayı nasıl yayabiliriz? Bu konuda özgür yazılım seven Türk kullanıcılarından yardım istiyoruz. Çeviri olsun svn kontrolü olsun, wiki çalışmaları olsun her konuda yardım edebilecek ve bu çalışmayı duyurabilecek cengâverler arıyoruz. Görünüşümüze kanmayın, logomuz güzel değil ama önemli olan iç güzelliği
Ubuntu’nun Hedefi MAC OS X Olmak mı?
Şu yazımın kızgınlıklar bölümünde Linux’daki kullanılabilirliğe biraz değinmiştim. Ne yazık ki Ubuntu da dahil olmak üzere çoğu GNU/Linux dağıtımı kullanılabilirlik yönünden bir vizyona ve misyona sahip değil. Masaüstü yöneticileri olarak ilk aklımıza gelen KDE Windows’a, Gnome ise yuh artık dedirtecek kadar MAC OS X’e öykünüyor. Orijinal fikirleri de olmuyor değil ama sırf alengirli bir kaç compiz efektini kullanılabilirlik ve özelleştirme olarak gösterenlerle karşılaşmak gücüme gidiyor. Masaüstü sahasında hedefler çok saptı bence. Bu konuda en başarılı gördüğüm dağıtım olan Ubuntu bile çok değişik yönelimler içinde.
Geçen günlerde eski Canonical CEO’su Mark Shuttleworth Ubuntu’nun bundan sonra şu meşhur renkteki Human temasını kullanmayacağını açıkladı. Dedikodular MAC OS X tadında (gri gibi değil gibi) yeni bir tema yapılacağı yönünde ama bunu Lucid’in final sürümünde görebileceğiz. Aslında bu eğilimi Karmic Kaola’da hissetmiştim. Özellikle sistem tepsisinde değişen network ve ses ikonları bu değişimin bir habercisiydi. Brainstorm’daki çoğu fikirde ve ubuntu bloglarında karşılaştığım çoğu yazıda insanların büyük bir MAC çılgınlığı içinde olduğunu görüyorum. Yok MAC gibi dockbar, üst bar nasıl yapılır; yok mac font rendering nasıl yapılır. Bu insanların istediği Ubuntu değil ki, düpedüz Mac! Eminim paraya kavuşunca ilk işleri Mac Hardware almak olacak çocuklar bunlar. Şu nautilus geliştirme fikrine bakar mısınız?
Şimdi de MAC OS X finder’a bakın ve 7 farkı söyleyin.
Bence, Ubuntu’nun kendine şu soruyu sorması gerekiyor: Özgür yazılımı kullanılabilir hale mi getirmek istiyoruz yoksa bedava bir MAC OS X alternatifi mi olmak istiyoruz?
Sadece Yap / Just Do It
Nike’nin sloganını bir de böyle düşünün.
Not: Buraya değişen kölelik sistemi anlayışı hakkında bir şeyler yazacaktım ama vaktim yoktu. Bir ara yazarım söz.
TRT’nin Gereksizliği
Türkiye Radyo Televizyon kurumu 1964 yılında TV yayıncılığı alanındaki boşluğu doldurmak için devlet desteğiyle ve kanunla kurulmuş bir kurumdur. 1989′a kadar yani Star Tv kurulana kadar, TV yayını yapan tek kuruluş olmuştur. Bu tarihten sonra da bir çok özel TV kanalı yayın hayatına başlamıştır. (Tüm listeye buradan ulaşabilirsiniz.) Bu özel kanalların bir çoğu konusunda oldukça başarılı kanallardır ve bu kanallar yıllar geçtikçe TRT’nin vazgeçilebilir olduğunu kanıtlamıştır. Özellikle Türksat uydusundan ulaşılabilen kaliteli Türk kanalları; belgeselden tutun da çocuk programlarına ve tabii ki müzik programlarına kadar birçok yayın türünü içeriyor. Devamını okuyun »
ZenPhoto Türkçe Çevirisi
Hala bilmeyenleriniz varsa öğrensin, Zenphoto fotoğraflarınızı kendi internet alanınızda depolamak ve sergilemek için çok güzel, basit ve kullanışlı bir yazılımdır. Bu yazılım Türk kullanıcılarca çokça kullanılıyor. Fakat Türkçe çevirisi şu an için bulunmuyor. Bu eksikliği gidermemiz gerekir diye düşünüyorum. Bunu yapmak için de en güzel yol takım oluşturup güçlerimizi birleştirmektir. Yazılımın orijinal dili İngilizce’dir. Çeviriye yardımcı olabilecek herkes ZenPhoto Hata Takip bölümünden ve buradan bana ulaşabilir. Kendinize iyi bakın.




