MusicBrainz ve Müzik Mirasımız
MusicBrainz “herkesin ulaşabileceği müzik kaynağı” olmayı amaçlayan bir ansiklopedi projesidir. Müzik albümleri ve sanatçılar hakkında çok çeşitli bilgiler içermektedir. Üye olanlar tarafından düzenlenir ve tüm üyeler düzenleme yapabilir. Düzenleme diğer kullancılar tarafından gerekli oyu alırsa kabul edilir ve veritabanına eklenmiş olur.
MusicBrainz kullanıcıları tarafından bugüne kadar eklenmiş bir sürü özellikle yabancı albüm bulabilirsiniz. Türkçe arşivi de oldukça gelişmiştir ama Türkçe bölümünün o kadar eksikleri var ki! Örneğin bir Led Zeppelin olsun Pink Floyd olsun The Beatles olsun bunların albümlerinin 60′lı ve 70′li yıllardaki çıkış tarihi gün olarak bile belirtilebilirken bizim bırakın 80′leri, 90′lı yıllardaki çoğu albümlerimizin bile çıkış yılları yanlış olabiliyor.
Bunu bir yana bırakalım. Şarkı isimleri ve hatta sanatçıların isimlerinin bile yanlış olabileceğini gördükten sonra bilgi arşivciliği konusunda çok büyük eksiklerimiz olduğunu fark ettim. Bu konuda kesinlikle bir şeyler yapılmalı. Aslında bizim de sanatçı bazlı güzel web sayfalarımız yok değil ama bunları yeterli olarak saymak mümkün değil. Hem bu sayfalardaki bilgilerin merkezi bir konumda olmadığı sürece çok da değeri yoktur bana göre çünkü ne kadar bunlar güvenilir bir kaynak gibi görünse de bizi yanlış sonuçlara yönlendirebiliyor. Bu bilgiler merkezi bir kaynakta ve herkesin düzenlemesine açık olursa yanlışlar kolayca ve hızlı bir şekilde düzeltilebilir ve güvenilir bir kaynak oluşur.
Hem MusicBrainz çok güzel ücretsiz bir müzik etiketleme yazılımına da sahip. MusicBrainz Picard denen bu araç dosyalarınızı etiketlendiriyor, klasörlere göre sınıflandırıyor ve çok hoş bir düzende isimlendiriyor. Böylece hem kültürel mirasımızı koruyorsunuz hem de müzik arşivinizi kolayca düzene sokuyorsunuz. Bu projeye katılmanızı ve en azından favori sanatçılarınızın diskografilerini veritabanına aktarmanızı rica ediyorum. Müzik mirasımızı en azından yazılı bir biçimde gelecek nesillere aktaralım.
Bu amaçla yararlanabileceğiniz kendi tecrübelerimden derlediğim Türkçe müzik kaynakları listemi paylaşmak isterim:
- http://www.diskotek.arkaplan.com.tr/catalog/index.php
- http://tr.wikipedia.org
- Sanatçıların resmi siteleri
- CD’si elinizde olan albümlerin albüm iç katalogları
- www.esenshop.com.tr: Barkod kaynağı
- www.tulumba.com : Güvenli sayılır ama hatalar var
- www.seyhanmuzik.com: Daha emin bilgilenme için buradan albüm arka kapakları edinilebilir
- www.idefix.com: Barkod kaynağı
- www.powerclub.com.tr: Albüm çıkış tarihleri gün bazında bulunabilir
- Itunes Store: Sınırlı ama güvenilir bir kaynak
- Google Images: Albüm arka kapaklarından yararlanmak için
- Gittigidiyor.com ve Sahibinden.com‘dan albüm arka kapakları ve ilginç bilgiler bulunabilir.
- Google Önbellek ve web.archive.org: 404 olan sayfaların eski versiyonlarına ulaşabilirsiniz.
- Winamp-Autotag: Bu özellik müzik dosyasını gracenote’a göre etiketler, böylece bu bilgilerden de yararlanabilirsiniz.
- Ve tabii ki Google ama çapraz karşılaştırma yapmadan güvenmeyin.
Teşekkür ederim.
GNU/Hurd Çare Olabilir mi?
Özgür yazılım deyince aklımıza hemen Linux geliyor. Neden Ubuntu, Fedora veya başka bir dağıtım adı gelmiyor? Veya şöyle soralım özgür yazılım Linux üzerine inşa olmak mı zorunda? Daha kötüsü özgür yazılım eşittir Linux mu demek?
Linux ’92 yılından bu yana özgür yazılımın gelişmesi için bir motor oldu bu şüphesiz ama hiç eleştiriden de kurtulamadı. Özellikle monolitik kernel yapısında olmasından dolayı kod tasarımı açısından bir çok kötü eleştiri aldı. Şimdi efendim bu monolitik kernel de ne demek oluyor derseniz kısaca açıklayayım.
Kernel yani çekirdek denilen şey işletim sisteminin kalbini oluşturmaktadır. Bilgisayarda yapılan temel işlemleri 1 ve 0′lara dönüştürerek insanlığı sayı ve binary karmaşasından kurtaran programlardır. Genel fikir itibarıyla üçe ayrılır: Micro kernel, Monolitik kernel, Hybrid Kernel.
Monolitik kernel harici tüm kernel tipleri çalışmak için birden fazla dosyaya ihtiyaç duyar. Monolitik kernel ise çalışması için gereken tüm gereçleri bir dosya içerisinde taşıyabilir. Örneğin sürücü yazılımları Linux ile bütünleşik gelmektedir ve yeni bir sürücü eklemek isterseniz tüm kerneli yeniden derlemeniz yani inşa etmeniz gerekmektedir.
Windows ve MAC OS X gibi ortamlarda ise sürücü yükledikten sonra çekirdeği tekrar inşa etmeye gerek yoktur. Linux’daki NVIDIA ve ATI sürücü sorunlarının büyük kısmı işte buradan kaynaklanmaktadır. Çekirdek herhangi bir nedenle derlendiğinde sistem sürücü senkronizasyonu bozulmakta ve çalışmalar veriler kaybolmaktadır.
Peki bu büyük soruna rağmen neden hala Linux kullanılıyor dersiniz? Nedeni basit: Linux ne kadar masaüstü kullanıcılarını hedef aldığını söylese de bu çok yanlış, Linux sunucu pazarını hedeflemiştir. Monolitik kernel dediğimiz yapı tek bir dosya halinde olduğundan veri iletişimi çok hızlı.
Bu özellik belirli işlemleri sürekli yapan bilgisayarlar için çok uygun çünkü iletişim çok hızlı ve bekleme çok az ama bu sadece belirli işlemler için. Son kullanıcı dediğimiz bilgisayar kullanıcısı belirli işlemlerden ziyade işletim sisteminin bir çok kompartımanını kullanarak çalışır ve işlem tipi, sayısı ve karmaşıklığı inanılmaz derecede artar. Arttıkça da monolitik kernel verimsizleşir.
Bunu anlamak için havuz problemlerini düşünün. Giren su miktarı eşit; bir tarafta bir musluk ve diğer tarafta üç musluk düşünün. Birinci tarafta insanlar tek sıra halinde suyu almalıdır yandan kaynak yapanlar olursa işlemler yavaşlar. Aynı şekilde üçlü musluğun sadece bir musluğunda kuyruk olursa diğer musluklar boş yere akar. Yani demem o ki monolitik kernel sunucu için microkernel ve hybrid kernel gibi mimariler masaüstü kullanıcıları için daha uygundur. Yani yanii.. Linux is Obsolete!
Peki bu gidişe bir dur diyemez miyiz? Tabii ki deriz. GNU/Hurd işletim sistemi FSF çatısı altında bu amaç için çalışan insanlardan oluşuyor. GNU/Hurd Linux’un aksine mikro kernel yapısında ve mimari alt yapı ve konsept olarak Linux’tan fersah fersah ileride. Örneğin bu çalışmanın ana motivasyonları şöyle: Nesne temelli bir altyapı oluşturmak, dosyaları daha çok modüler hale getirerek kernel faşizmini yenmek, yeniden başlatma sayısını minimize etmek.
Heyecanlandınız mı? Peki denemek ister misiniz? GNU/Hurd Şu an için o kadar kararsız ki çalıştırmak ve kullanmak çok ama çok zor. Fakat Debian’ın bu konuda güzel çalışmaları bulunuyor. Ayrıca şu adresten Live CD edinebilirsiniz. ArchLinux sevenler belki duymuştur ArchHurd de başarılı olarak çalışmaya başladı. Peki bu konuda bireysel olarak ne yapabiliriz? Türkiye’de bu çalışmayı nasıl yayabiliriz? Bu konuda özgür yazılım seven Türk kullanıcılarından yardım istiyoruz. Çeviri olsun svn kontrolü olsun, wiki çalışmaları olsun her konuda yardım edebilecek ve bu çalışmayı duyurabilecek cengâverler arıyoruz. Görünüşümüze kanmayın, logomuz güzel değil ama önemli olan iç güzelliği
Ubuntu’nun Hedefi MAC OS X Olmak mı?
Şu yazımın kızgınlıklar bölümünde Linux’daki kullanılabilirliğe biraz değinmiştim. Ne yazık ki Ubuntu da dahil olmak üzere çoğu GNU/Linux dağıtımı kullanılabilirlik yönünden bir vizyona ve misyona sahip değil. Masaüstü yöneticileri olarak ilk aklımıza gelen KDE Windows’a, Gnome ise yuh artık dedirtecek kadar MAC OS X’e öykünüyor. Orijinal fikirleri de olmuyor değil ama sırf alengirli bir kaç compiz efektini kullanılabilirlik ve özelleştirme olarak gösterenlerle karşılaşmak gücüme gidiyor. Masaüstü sahasında hedefler çok saptı bence. Bu konuda en başarılı gördüğüm dağıtım olan Ubuntu bile çok değişik yönelimler içinde.
Geçen günlerde eski Canonical CEO’su Mark Shuttleworth Ubuntu’nun bundan sonra şu meşhur renkteki Human temasını kullanmayacağını açıkladı. Dedikodular MAC OS X tadında (gri gibi değil gibi) yeni bir tema yapılacağı yönünde ama bunu Lucid’in final sürümünde görebileceğiz. Aslında bu eğilimi Karmic Kaola’da hissetmiştim. Özellikle sistem tepsisinde değişen network ve ses ikonları bu değişimin bir habercisiydi. Brainstorm’daki çoğu fikirde ve ubuntu bloglarında karşılaştığım çoğu yazıda insanların büyük bir MAC çılgınlığı içinde olduğunu görüyorum. Yok MAC gibi dockbar, üst bar nasıl yapılır; yok mac font rendering nasıl yapılır. Bu insanların istediği Ubuntu değil ki, düpedüz Mac! Eminim paraya kavuşunca ilk işleri Mac Hardware almak olacak çocuklar bunlar. Şu nautilus geliştirme fikrine bakar mısınız?
Şimdi de MAC OS X finder’a bakın ve 7 farkı söyleyin.
Bence, Ubuntu’nun kendine şu soruyu sorması gerekiyor: Özgür yazılımı kullanılabilir hale mi getirmek istiyoruz yoksa bedava bir MAC OS X alternatifi mi olmak istiyoruz?
Sadece Yap / Just Do It
TRT’nin Gereksizliği
Türkiye Radyo Televizyon kurumu 1964 yılında TV yayıncılığı alanındaki boşluğu doldurmak için devlet desteğiyle ve kanunla kurulmuş bir kurumdur. 1989′a kadar yani Star Tv kurulana kadar, TV yayını yapan tek kuruluş olmuştur. Bu tarihten sonra da bir çok özel TV kanalı yayın hayatına başlamıştır. (Tüm listeye buradan ulaşabilirsiniz.) Bu özel kanalların bir çoğu konusunda oldukça başarılı kanallardır ve bu kanallar yıllar geçtikçe TRT’nin vazgeçilebilir olduğunu kanıtlamıştır. Özellikle Türksat uydusundan ulaşılabilen kaliteli Türk kanalları; belgeselden tutun da çocuk programlarına ve tabii ki müzik programlarına kadar birçok yayın türünü içeriyor.
TRT 90′lı yıllardan sonra sürekli genişledi, hep büyüdü, hep kanal sayısını arttırdı, logosu da hep değişti ama yayın kalitesi ve içeriği bir türlü güzelleşemedi ve kalitesi hep kötüye gitti. Peki neden? Çok nedeni var, saymakla bitmez.
TRT elinde yirmi küsür radyo ve TV kanalı bulunduruyor, bu yayın organlarından 24 saat yayın gerçekleştiriyor. Bunun sunucusu var, kameramanı var, ışıkçısı var… Var da var. Peki bu değirmenin suyu nereden geliyor? Tabii ki bizden. Daha önceleri elektrik faturalarımızın %3.5′ini kadar bir değeri TRT’ye veriyorduk. Bu oran yakın zamanda %2′ye düştü. Şimdi de kalkacak diyorlar fakat geçtiğimiz aylarda radyo fonksiyonu olan her cihazdan alınan TRT katkı payı arttırıldı. Cep telefonu, araba hatta radyolu kalemden bile TRT’ye kaynak akıyor. Bu paralarla ne yapılıyor diye sormaya gerek yok. Hergün yeni bir TRT radyosu, kanalı kuruluyor. TRT Çocuk, TRT Şeş, TRT Müzik… Eee zaten bu ihtiyacı karşılayan kanallar vardı, hala da varlar. Peki niye bu kanalara prodüksiyon veya direk kredi yardımı yerine neden fazladan bir alternatif oluşturulmaya çalışılıyor?
Her şeyin bir sebebi var, her şeyin bir bedeli var. TRT bu zamana kadar tüm hükümetlerin propaganda aracı oldu, kanal ve radyo sayısının artmasıyla birlikte büyük bir kartele dönüştü ve dikkat ettiyseniz yayınları her hükümet döneminde belli bir ideolojiye daha yakın olmuştur. Bu yozlaşmayı durdurmak için bir şeyler yapmamız gerekir. Sorun değil çözüm üretici olmalıyız. Unutmayalım TRT’nin harcadığı her kuruş bizlerin cebinden çıkmaktadır. TRT’nin bu kayıtsız ve pervasız genişlemesini önlemeliyiz. Bu kampanyaya her türlü yardımı dokunacak, bu kampanyayı yayabilecek arkadaşların yorumlarını ve görüşlerini bekliyorum.
Teşekkürler




