Özellikle ekonomik krizin arttığı ve Kürt – Türk tartışmalarının doruk noktasına ulaştığı şu zamanlarda bu tartışmaların büyük kavgalara dönüşebileceğini düşünüyorum. Umarım olmaz fakat ekonomik krizin de etkisiyle öcünü almak isteyenler çözümü şiddette bulacaktır. Şiddeti doğru bulmuyorum fakat kaçınılmaz gibi …
Geçen gün Kürt kökenli bir kızla sohbet ediyoruz, konu Türk- Kürt olayına geldi:
- Bana Facebook’da hani şu ünlü Atatürk Kürt Olsaydı (1995) yazısı var ya onu gösterdi. Yanında da sarışın ela gözlü küçük bir kız resmi vardı. Gerçek Kürtler aslında böyle şarışın renkli gözlüdür dedi.
+ Biliyorum [tebessüm] Bak X. ben eğer rahatsızlık duyuyorsan, sırf Türkler çoğunlukta diye buraya Türkiye denmesine bile karşıyım. Anadolu Cumhuriyeti de denilebilirdi. Bunlar sadece isimdir, semboldür.
- Ama bizim kültürümüzü öğrenmemize izin vermiyorlar.
+ Senin köyün var değil mi?
- Evet
+ Benim de var. Oranın bile kendine has dil yapısı, geleneği göreneği vardır. çok farklıdır bu şehirden. Çoğu insan geçmişini öğrenmekten haz duyar araştırmak ister ama çok katı bazı kesimler var, kafatası milliyetçileri(mhp) gibi. Onlara çok karşıyım. Onlar kendilerinden başkasını bilmezler. Bence her insanın kültürüne geçmişine inandığı şeylere saygı duyulmalı. Ama açık konuşayım, nerede olursam olayım; yaşadığım yere ihanet etmek, yediğim kaba tükürmek istemezdim.
- Biz de bizimkine tükürenleri temizlemeye çalışıyoruz.
+ Mavi ekran..
Posted by echza at 11:27 pm on Ocak 6th, 2009.
Categories: Hayatın Anlamı. Tags: anadolu üniversitesi, kürt sorunu, pkk.

Geçen yıllarda STV’de bu dizi sürekli dönüyordu. Bir gün şöyle bir bölüme rastladım:
Esas oğlan diye tabir ettiğimiz genç, uzun saçlı, kulağı küpeli, deri ceketli hippi görünümlü biri. Aynı zamanda da maddi durumu pek iyi değil. İkisi nasıl bir arada oluyorsa? STV işte! deyip geçelim..
Bu eleman üniversiteyi kazanıp başka bir şehire gidiyor. Para pul da yok tabi, burs almak için bir işadamıyla görüşmeye gidiyor. İşadamı bunun görünümünden pek hoşlanmayıp bunu hep “Bugün git yarın gel” deyip oyalıyor. Eleman da bursu alamayıp avucunu yalıyor.
Her Türk prodüksiyonunda olduğu gibi genç parasızlıktan kötü yollara yöneliyor. Kendini içkiye veriyor, dağıtıyor her şeyi! Sonra bu iki insan dramatik bir şekilde karşılaşıyorlar. Adam ne kadar büyük bir yanlış yaptığını anlıyor, kafayı üşütüyor….
“Bu bu bu, bize bir mesaj vermek istiyor sanki! ” dediğinizi duyar gibiyim.
Fakat burada iki mesaj var sanki:
“Zengin insanlar bakın, her uzun saçlıyı züppe sanmayın onlara da burs verin.” mi yoksa,
“Hey gençler, sakın saçları uzatmayın, küpe takmayın, kaymak gibi de tıraş olun yoksa size kimse burs vermez.” mi?
Cevabı çok açık, amaç korkutma yoluyla şekilciliği yaymak. Başka birşey değil. ( Bu arada unutmayalım Muhammed Peygamber de uzun örgü saçlıydı. )
Posted by echza at 11:36 pm on Aralık 30th, 2008.
Categories: Hayatın Anlamı. Tags: din, dizi, şekilcilik, stv.
Bir şeyi gerçekten çok istedim ama elde edene kadar gözümde öyle bir büyüttüm ki, bulduğumda istediğim şey değildi.
Posted by echza at 9:50 pm on Mayıs 28th, 2008.
Categories: Hayatın Anlamı.

Steve Jobs ve Steve Wozniak, 1976 yılında gördüğünüz evin garajında Apple Inc’in temellerini atmış. Apple kurulduğu yıllarda şimdiki gibi elektroniğin birçok dalında hizmet veren bir kuruluş değilmiş. İki kafadar o yıllarda sadece kişisel mikrobilgisayar üretimi üzerinde yoğunlaşmış. O yıllarda da insaların gözünde bilgisayar; oda büyüklüğünde, aşırı sesli, radyasyon kaynağı bir araç. Haliyle insanların bilgisayarları kişisel kullanım için satın alacağını düşünmek gayet uçuk bir fikir o zamanlar fakat şu an kullandığımız çoğu şey zamanında “Eminim bu aleti kullanan olmaz.” denilmiş araçlar değil midir? Kabul ediyorum kişisel bilgisayar fikri o zaman şartlarında destek ayrılamayacak düzeyde ileri arge çalışması olarak görülebilir ama bir fikri bir ürünü başkalarından önce düşünmek ve doğru zamanda uygun bir fiyatta satarak hayata geçirmek neler kazandırır sizce? More… »
Posted by echza at 2:36 pm on Şubat 13th, 2008.
Categories: Hayatın Anlamı, Teknoloji, internet, işime Yarar. Tags: çalışmak, girişim, inovasyon, internet, yenilikçilik.
Yazı yazamamadığım dönemde hayatın bana öğrettiği küçük şeyleri sıralıyorum.
- Türk insanı önüne gelen her şeyi eleştirir ama çözüm üretemez genelde. Ne anladım ki bu işten? (Aslında bu maddeden sağlam bir Türk olduğumu anlayabilirsiniz.)
- Mahzen olarak kullandığım sağlık kulübü odasının kilidini değiştirmişler, girmemi de yasaklamışlar. Hem de benden habersiz yapmışlar bunları, alacağınız olsun. İnsanlara aşırı güvenmemek lazım.
- Japonya’da bir çiftçi, bir ağaçta 11 farklı meyve yetiştirmeyi başarmış, fakat anlayamadığım bir şey var: Bir ağaçta bir meyve yetiştirip en iyi meyveyi üretmek mi, yoksa bir ağaçta onlarca meyve yetiştirip popülizm yapmak mı amaç olmalı. Neyse ağaç ve meyve değişkenlerini politakayla ilgili materyallerle değiştirip cevap verirseniz birçok ülke sorununu çözebilirsiniz.
- Edindiğim dört beş aylık tecrübelere dayanarak söyleyebilirim ki: “dost ile ye iç ama dostun web sitesini yapma.”
- Ubuntu’nun Gutsy Gibbon(7.10) sürümü çok cicili bicili mükemmel olmuş ama stabilite yerlerde sürünüyor. Türkçe yerelleştirmesi çok iyi değil. Yerelleştirme güncellemesi yapıldığında totem açılmıyor. Flash player sorununu ise şu paketi yükleyip halledin.(gnash veya flash player’ı önceden yüklemeye çalıştıysanız onları önce uninstall etmeniz lazım.) Her yeni sürüm, en iyi sürüm değildir.
- Ubuntu 8.04 böyle olsa keşke, abimiz çalışmış.
- Bunca yıllık windows’cuyum böyle kısayol görmedim. (alt + tab) Zararın neresinden dönülürse kârdır.
- Arkadaşımın bilgisayarı porno film seyrederken çökmüş. Allah’ın sopası yok işte.
Neyse bugün de farklı bir çalışmaya imza atmış olduk. Arada bir çitlerden atlamak lazım.
Posted by echza at 12:00 am on Ocak 4th, 2008.
Categories: Hayatın Anlamı. Tags: çıkarım, deneysel, ders, ubuntu.