Kayıt Ol! | Giriş Yap

Archive for the ‘Hayatın Anlamı’ Category

Sadece Yap / Just Do It

without comments

Nike’nin sloganını bir de böyle düşünün.

Written by Yalçın Can

Şubat 12th, 2010 at 2:15 pm

Posted in Hayatın Anlamı

Hakkı Haketmek

without comments

Haketmediğiniz şeylere sahip olduğumuzda kıymetini çok bilmeyiz. Ancak kaybedince anlarız, o şeyin değerini, neye sahip olduğumuzu. Bir şeyin değerini anlamak için illa ki kaybetmek mi gerekiyor diyenleri haklı bulurum bu yüzden. (Bir şeyin değerini anlamak için kaybetmek haricinde güzel bir yöntemi olan varsa paylaşmasını rica ediyorum.) Hepimiz sahip olduğumuz şeylerin değerini bilmiyoruz veya farkında değiliz. Örneğin sıcak bir yuvaya, iyi kötü giyinecek elbiseye, bir bilgisayara ve internet bağlantısına sahip olmak matah bir şey gibi görünebilir. Ama bir de bunlara hiç sahip olmadığınızı düşünün, fantastik gibi gelebilir (Gerçi yaşadığımız şu sel felaketinden sonra pek de fantastik gelmiyor ya!)  böyle bir durumda çoğumuz, doğa ananın sert şaplağıyla ilk defa karşılaşırız. Bizim gibi “anneler tarafından yetiştirilmiş” bir nesil böyle bir ağırlığı kaldıramaz.

Yaşama savaşında ilk yenilenler, sahip olduklarının farkında olmadan onları kaybedenlerdir. Sadece sahip olduklarını dişiyle, tırnağıyla işaretlemiş olanlar, tekrar aynısını yapacak kadar cesur ve başarılı olabilirler. Biz Türkler olarak tam birinci sınıfın insanıyız. Kurtuluş Savaşı dışında çok büyük ve sürdürülebilir  bir atılımımız olmamıştır. Zaten bu savaşı da ordunun başında Atatürk gibi bir lider olmasa Türkiye’nin kazaması söz konusu değildi. Türkiye’de her zaman en popüler taraf olan liberaller bu savaşı yönetseydi emin olun Türkiye isminde bir ülke olmazdı. Belki küçük bir bölge devleti olan Osmanlı Devleti; İran, Libya veya Arabistan benzeri bir ülke olurdu ve “fes giyen, kebap yiyen insanlar” olarak tanınırdık.

Kurutuluş Savaşı’ndan sonra Türkiye’nin ekonomik ve politik savaş başlamıştır. Ve üzülürek söylüyorum iki savaşı da kaybettik, hala da kaybediyoruz. Savaştan sonra İsviçre gibi suya sabuna dokunmayan bir ülkenin genel hukuk düzenini Türkiye’ye adapte ettik. Bu kararı Atatürk’ün çok büyük bir hatası olarak nitelendiriyorum. Türkiye gibi ayrımcılığın, gericiliğin ve kamplaşmanın had safada olduğu bir yere bu kanunları getirmek çok yenilikçi ve gelecekçiydi fakat uygulanabilir değildi. Yurtdışından devşirdiğimiz “düzen” daha kültürlü ve eğitimli insanlara hitap ediyordu, açıkçası onlar bunu hakediyorlardı.

Türkiye’nin ihtiyacı olan düzen katı, sert ve daha tutucu olmalıdır çünkü Türk halkı çoğu müslüman halk gibi eğitimsizdir ve otorite bağımlısıdır. Türk insanı başında tek bir adam ister. Meclis onun kafasını karıştırır. Yanlışıyla, doğrusuyla bir kişi ister, bir sembol ister, Türkiye. Bu sembol eskilerde padişahtı sonra Atatürk oldu. Atatürk, Türk halkı için büyük bir semboldür. Her yere Atatürk anıtlarının ve büstlerinin dikilmesi, onun yaptığı işlerden dolayı değildir, onun bir sembole indirgenmek istenmesindendir. Atatürk de bir diktatördü yani halkın tam istediği gibi “tek adamdı” ama yetkilerini halktan yana kullandığı için yüceldi ve sonunda sembolleşti. Şimdilerde ise sembolümüz “Padişah Erdoğan”. Bu  sloganın yükselmesi geçmişten bu yana bir çok şeyin  değişmediğini göstermektedir.  Bizler bazı şeyleri anlamak için yeterli değiliz. Biz bize verilen hakları anlayacak kadar duyarlı ve farkında değiliz. Bize geçmişte verilen haklar bize ekstra large’dı, bol geldi bize bu haklar, çünkü biz bu hakları haketmedik.  Ve kaybetmesi de kolay oldu…

Written by Yalçın Can

Eylül 26th, 2009 at 9:03 pm

Posted in Hayatın Anlamı, Siyaset

Tagged with , , ,

Üniversitelerde Kaos Çıkar mı?

without comments

Özellikle ekonomik krizin arttığı ve Kürt – Türk tartışmalarının doruk noktasına ulaştığı şu zamanlarda bu tartışmaların büyük kavgalara dönüşebileceğini düşünüyorum. Umarım olmaz fakat ekonomik krizin de etkisiyle öcünü almak isteyenler çözümü şiddette bulacaktır. Şiddeti doğru bulmuyorum fakat kaçınılmaz gibi …

Geçen gün Kürt kökenli bir kızla sohbet ediyoruz, konu Türk- Kürt olayına geldi:

- Bana Facebook’da hani şu ünlü Atatürk Kürt Olsaydı (1995) yazısı var ya onu gösterdi. Yanında da sarışın ela gözlü küçük bir kız resmi vardı. Gerçek Kürtler aslında böyle şarışın renkli gözlüdür dedi.

+ Biliyorum [tebessüm] Bak X. ben eğer rahatsızlık duyuyorsan, sırf Türkler çoğunlukta diye buraya Türkiye denmesine bile karşıyım. Anadolu Cumhuriyeti de denilebilirdi. Bunlar sadece isimdir, semboldür.

- Ama bizim kültürümüzü öğrenmemize izin vermiyorlar.

+ Senin köyün var değil mi?

- Evet

+ Benim de var. Oranın bile kendine has dil yapısı, geleneği göreneği vardır. çok farklıdır bu şehirden. Çoğu insan geçmişini öğrenmekten haz duyar araştırmak ister ama çok katı bazı kesimler var, kafatası milliyetçileri(mhp) gibi. Onlara çok karşıyım. Onlar kendilerinden başkasını bilmezler. Bence her insanın kültürüne geçmişine inandığı şeylere saygı duyulmalı. Ama açık konuşayım, nerede olursam olayım; yaşadığım yere ihanet etmek, yediğim kaba tükürmek istemezdim.

- Biz de bizimkine tükürenleri temizlemeye çalışıyoruz.

+ Mavi ekran..

Written by Yalçın Can

Ocak 6th, 2009 at 11:27 pm

Sırlar Dünyası

without comments

Geçen yıllarda STV’de bu dizi sürekli dönüyordu. Bir gün şöyle bir bölüme rastladım:

Esas oğlan diye tabir ettiğimiz genç, uzun saçlı, kulağı küpeli, deri ceketli hippi görünümlü biri. Aynı zamanda da maddi durumu pek iyi değil. İkisi nasıl bir arada oluyorsa? STV işte! deyip geçelim..

Bu eleman üniversiteyi kazanıp başka bir şehire gidiyor. Para pul da yok tabi, burs almak için bir işadamıyla görüşmeye gidiyor. İşadamı bunun görünümünden pek hoşlanmayıp bunu hep “Bugün git yarın gel” deyip oyalıyor. Eleman da bursu alamayıp avucunu yalıyor.

Her Türk prodüksiyonunda olduğu gibi genç parasızlıktan kötü yollara yöneliyor. Kendini içkiye veriyor, dağıtıyor her şeyi! Sonra bu iki insan dramatik bir şekilde karşılaşıyorlar. Adam ne kadar büyük bir yanlış yaptığını anlıyor, kafayı üşütüyor….

“Bu bu bu, bize bir mesaj vermek istiyor sanki! ” dediğinizi duyar gibiyim.

Fakat burada iki mesaj var sanki:

“Zengin insanlar bakın, her uzun saçlıyı züppe sanmayın onlara da burs verin.” mi yoksa,

“Hey gençler, sakın saçları uzatmayın, küpe takmayın, kaymak gibi de tıraş olun yoksa size kimse burs vermez.” mi?

Cevabı çok açık, amaç korkutma yoluyla şekilciliği yaymak. Başka birşey değil. ( Bu arada unutmayalım Muhammed Peygamber de uzun örgü saçlıydı. )

Written by Yalçın Can

Aralık 30th, 2008 at 11:36 pm

Posted in Hayatın Anlamı

Tagged with , , ,

Tutku

without comments

Bir şeyi gerçekten çok istedim ama elde edene kadar gözümde öyle bir büyüttüm ki, bulduğumda istediğim şey değildi.

Written by Yalçın Can

Mayıs 28th, 2008 at 9:50 pm

Posted in Hayatın Anlamı