Archive for the ‘Diğer’ Category
Klişe Aile
Aile amerikan tipi, ahşap döşemeli bir evde oturur. Ev banliyölerdedir ve ön caddesi Ankara-Eskişehir yolu kadar geniştir. Evin yan tarafında veya zemin katta mutlaka garaj vardır. Garaj uzaktan kumandayla açılır ve Türkiye’deki gibi iki yana açılan kapıların aksine yukarıya doğru açılır, tam otomatiktir. Garajda mutlaka camlı, dondurmacı tipi buzdolaplarından vardır ve çoğu zaman stokta bira vardır. Bahçede kesinlikle köpek kulübesi vardır ve lassie’nin dna kopyası bir köpek başını delikten uzatmaktadır. Hergün tasmasından tutulur ve 15-20 dk gezdirilir. Eğer bir yere kakasını yaparsa, alınır ve poşetin içine konur. Evin dört bir yanı çimle çevrilidir. Arka bahçe her zaman dağınık ve bakımsızdır. Küçük bir harçlık artışı karşılığında evin en küçük üyesi çimleri biçme görevini üstlenmiştir. Bahçe anları mazıyla çevirlidir. İginç bir şekilde kesilmiş olması koşuluyla mazılar bahçenin başka yerinde de olabilir… Ev mortgage ile alınmıştır. Eğer evin içinden kravatlı biri çıkarsa büyük ihtimalle ödemeler düzenli gidiyordur. Düzgün makyajlı bir bayan da 4×4 aracına binerek kuaförüne doğru gidiyorsa işler gerçekten iyi demektir.
Çocukların düzenli harçlıkları vardır. yaramazlık yaptıklarında harçlıkları kesilir veya dışarı çıkmama, televizyon izlememe cezası verilir. Çocuklar okullarına servislerle gider. Eğer okul çok yakınsa okula bisikletle gidilir, kesinlikle kask takılır ve bisikletler için özel park yerlerine kilitlenir. Çocuklar, anasının kuzusu, özenti tiplerdir. Gençlik dizilerinde görüp havalı diye deri ceket aldırmışlardır. Okuldaki şişman ve zenci bir öğrenci ise “Ceketin çok güzelmiş.” der ve sübyanın ağzına bir tane yapıştırarak ceketi gasp eder. Her okulda geniş bir yemekhane vardır ve yemek sunan insanların hepsi şişman ve erkektir. Gözlüklü, çilli ve kızıl saçlı ezikler hep bir masada oturur. Nedense hep benzer yaşta çocuklar yemekhaneye gelir. (yemekhanelere sadece belirli sınıflara giriyor olmalı.)
İş yaşamı çok sıkıcıdır ve patron tam bir orospu çocuğudur. Yaptıkları hatalardan dolayı altlarını sesli bir şekilde rencide eder. Çalışanlar kübikıllarda çalışır ve işler bilgisayardan halledilir. iş çıkışı barda iki tek atılır, sıkışık kravat biraz gevşetilir ve eve doğru gidilir. Eve girilir, televizyon izlenir. Yatılır, karısı bugün çok yorgun olduğu için seks yapmak istemediğini söyler. Ama birgün mutlaka yapılacaktır. Sonunda yeni yeni çocuklar doğar. Çocuklar, büyür , iş sahibi olurlar. Anne, baba yaşlanır. İlk önce baba ölür. Sonra anne alzheimer hastalığına tutulur. Kanser olur ve yaşamının son dakikasında gözünün önünden geçen film karelerinin daha önce izlediği bir filme ne kadar benzediğini düşünür. Film karelerinin sonunda kendi ölümünü görür. Film karesinin içinde bir film karesi daha, onun içinde başka bir film karesi ve başka bir film karesi….
İnsan Bakteriden Gelmiştir
İnsanlar sevmediklerine görece çirkin hayvan adları takmaya bayılırlar. Türkçe olsun, İngilizce olsun, Fransızca olsun hemen hemen tüm dillerde insan-hayvan benzetmeleri pek boldur. Hele Türkçe’de…
İnatçı insanlara katır, kurnaza tilki, şişmana ayı, çirkine maymun deriz.
Sevdiğimiz şeylere, insanlara da hayvan ismi takarız; cesura aslan, ince hanımlara da ceylan deriz mesela.
Ama bazı hayvanlar* var ki onları benzetmeye koysak da kimse birşey anlayamaz. “Terliksi hayvan gibi maşallah”, “Bakteri gibi kerata” veya “Kamçılı hayvan gibi hatun be!” dersek çoğu kimse olumlu veya olumsuz bir tepki vermeyecektir…
O zaman İnsan maymundan değil de** bakteriden gelmiştir desem çok mu ağır konuşmuş olurum?
* Canlı desek daha doğru olacak.
** Aslında maymun ve insanın ortak atası demeliyiz, Darwin çarpar sonra….
Milletvekili Seçme Sınavı
250 kişilik küçük bir iş için 12.000 kişinin başvurduğu bir ülkede yaşıyoruz. Üstelik bu işe girmek için üniversite mezunu olmak ve kpss den belli bir puan almak gerekiyor.
Peki soruyorum o zaman, bizi yönetenler için neden böyle kriterler yok?
Neden ülkemizin başbakanı lise mezunudur? (Burası cahilliğim gibi gözükebilir ama şu yazıyı okumanızı tavsiye ederim)
Neden parayı daha çok basan ve daha etkili vaatler sunan insanlar tarafından yönetilmek zorundayız?
Herşey okumakla olmuyor elbet ama lise mezunu olduğu için işe giremeyen saf insanın suçu nedir? Belki değme üniversiteliye taş çıkaracaktır ama sistem buna izin vermemektedir.
Peki niye milletvekili, başbakan olacaklara izin vermektedir?
Şimdi çıkıp üniversite sınavını kaldıralım, öğrencileri okul seçsin deseniz kıyamet kopar, yok eşitsizlik olur yok şu olur yok bu olur…
Milletvekilleri de böyle seçim sınavına tâbi olsun deyince neden susuyorsunuz peki? Üniversite sınavı deyince mangalda kül bırakmıyordunuz ama. Ülkeyi yönetmek bu kadar ucuz mu?
Yok öyle yağma arkadaş!
ÖSYM, Milletvekili Seçme Sınavı (MSS) yapsın, üç yanlış bir doğruyu götürsün, sınavda tuvalete çıkmak yasak olsun.
Olsun da görelim o zaman eşitliği!
Kötü Bir Şaka FW FW FW
İçinde bir resim veya script olmadığı halde nasıl sayaç koymuşlar anlamak mümkün değil.
Mail bana ulaştığında yaklaşık 250 arkadaşın maili apaçık ortadaydı. Bu adamın amacı ya çok komik olmayan bir şaka yapmak ya da mail toplayıcılığı yapmak. İşin kötüsü istemeden ben de girdim bu çemberin içine! Birkez daha söylüyorum lütfen bu tip maillere kanıp yedi ceddinize göndermeyiniz.
İnternetten Türkiye’yi kurtarmaya çalışmayın! Bor madenleri gitti, Aselsan’dakiler intihar etti. Eeee sen ne yaptın? Göbeğini kaşıya kaşıya fw fw fw!!! Yazıklar olsun arkadaşım yahu!
İleriki günlerde e-posta etiği ile ilgili bir yazı göndereceğim, beklemede olun. Kendinize iyi bakın.
Subject: 17 yasındaki kızın yasam mücadelesi
Date: Tue, 16 Dec 2008 12:35:47 +020023 Eylül 2008 Salı tarihinde Gamze Bilgiç yazdı:
Merhaba, ben Ankara’dan Gamze. Yaşım 17.
Babamı 2 yaşındayken kaybettim.
Babamdan kalan emekli maaşımızla geçiniyoruz.
Bundan 2 yıl önce kan kanserine yakalandım.
Sanırım ölüme yaklaştıkça dünyaya olan özlemim dahada artıyor..Yeşil kartlı olduğum için birçok sağlık gideri karşılanırken,
bazı ilaçların yeşil kart kapsamına girmemesi ve diğer sağlık giderleri,
annemi zor durumda bıraktı. Doktorlar, iyi bir tedavi ile kurtulma
şansının bulunduğunu belirttiler.Çesitli kuruluslar tedavim için yardimlar yapmakta. Bazi Internet kuruluslari ile
yapmis oldugum yazismalar sonucunda da, eger benim yazmis oldugum
e-mail 100,000 ulasirsa 100,000 dolar yardim yapacaklarini belirttiler.
Sizden para pul istemiyorum sizden ricam bu maili tanidiginiz herkese göndermeniz.
Şimdiye kadar bir dolu mail gönderdiniz… Lütfen bunu da gönderiniz…Size gelen bu maile sayaç eklenmiştir. Her mail gönderilişinde barkot
sayacındaki sayılar gönderdiğiniz mail sayısına göre değişecektir.Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim.
GAMZE BİLGİÇ
My Name is Yalçın
“My name is Ferruh” projesinden esinlenerek ben de bilgisayarımdaki tüm korsan müzik, program, e-kitap ve materyalleri sildim. Yaklaşık 50 Gb veriyi gözüm kırpmadan sildim, sadece parasını ödediklerim kaldı. Sizin için de aynı şeyi isterim, siz de insan hakkı yemenin büyük ezikliğinden kurtulmak isterseniz sizi de bu güzel harekete davet ediyorum.
Hayalimdeki Mp3 Oynatıcısı
Yine çok şey istiyorum…
- Winamp‘ın Autotag özelliğine benzer şekilde; Gracenote, Musicbrainz servislerinden yararlanarak şarkıların id3 etiketlemesini ve isimlendirmesini otomatik yapsın.
- iTunes gibi müzik arşivini otomatik düzenlesin.
- Musikcube gibi hızlı açılsın.
- En fazla Rhytmbox kadar karışık olsun.
- Piyasadaki tüm ses formatlarını açabilsin.
- Albüm kapaklarını otomatik indirip gözümüzü bayram ettirsin.
- Last.fm desteği olsun.
- Ruh hali eklentisi olsun.
- Çapraz platform olsun!
Am*na Koyayım Üniversite
Üniversiteye yeni başlamışım. “Ulan ne değişik şehir be!” diyorum. İnsanlar sanki ters ters yürüyorlar ya da ben biraz fazla kaçırmış olabilirim, bulanık herşey. Derse katılıyorum, herkesin yüzünde acayip bir sevinç, kapağı attım üniversiteye, bir tane hatun kaldırırsam süper olacak havası var. Bense hayatımın en kötü gününde gibi hissediyorum. Zaten istediğim bölüme gitmemişim ya ağzımı bıçak açmıyor.
Tommy hilfiger tişörtlü tiki bir eleman yaklaşıyor yanıma. Selam hocam hoşgeldin ben Ersin, alttan alıyorum bu dersi, sen yenisin galiba? Yeniyim kardeş diyorum. Alıştın mı, kalacak yer buldun mu diye soruyor bana. Alışırım zamanla ama kalacak yerim yok diyorum. Bize gel, yan odamdaki eleman daha gelmedi, birkaç gün idare edersin artık diyor. Tabii ki çok isterim diyorum sevinçle…
Sıkıcı bir ilk dersten sonra eve gidiyoruz. Kapıyı açınca gözlerime inanamıyorum. Her yer dağınık birbirine girmiş durumda. Yığınla kitaplar, ders notları… Kanepeler ters çevrilmiş, oda bombok bir vaziyetteydi. Gel arkadaşlarımla tanıştırayım dedi. Ayhanın odasına girdik, kimse duymasın diye kulaklıkla porno izliyordu üstüne üstlük otuzbir çekiyordu. Bizi s*klemedi bile, yuh am*na koyayım deyip çıkıp gittik odadan. Orhan’ın odasına doğru gittik. Yaklaşınca artan gürültü dikkatimi çekmişti. Odaya girince hayvan gibi metal dinlediğini anladım. Açıkçası bu kadar ibne tipli bir herifle karşılaşacağımı bilmiyordum. Uzun saçlı, siyah tişörtlü, gözlerinin altı zeplin gibi olmuş bir keşe benziyordu. Sigarayı havaya üfleyişinden bile ne bok bir insan olduğunu anladım.
Oo genç hoşgeldin, buyur şöyle dedi. oturduk anlatmaya başladık. 5 dakika geçip muhabbete *m, s*k, göt karışınca aklım başıma geldi ve havanın karardığını anladım. Karnım da gurul gurul ötüyordu. Sesleri duyan eleman gel mutfağa bir şeyler hazırlayayım dedi. Mutfağa girdik yine bir facia, mutfaktaki göl hafiften sapancayı andırıyordu. Allah’tan fayans vardı da su alta kaçıp alttaki cadolaz karıyı aktifleştirmiyordu. Bardak bulamadığını söyledi Ersin. Eve daha yeni geldiklerinden ekmek de yokmuş. Kavanoza sıcak su doldurup sallama çay içtik. Üç ay öncesinden kalan ton balığıyla son defa şansımızı denedik ama ikimizi de kesmedi. Hadi gel alışveriş yapalım dedi. Beraberce Bim’e gittik. Le’ cola, birkaç bardak ve ekmek aldık. Urfalı Kardeşler’den dört porsiyon lahmacun yaptırıp eve geldik, güzelce sofrayı kurduk. domuzlar gibi kapıştık yemeği. Sonra batak öğrettiler bana, öğrenci evinin vazgeçilmez oyunuymuş. Çok sıkıcıydı hiç sevmedim. Hem de ütüldüm tüm paramı kaybettim.
Çok geç olunca yatağa girdim. Babama parayı nasıl kaybettiğim konusunda hesap vereceğimi düşünürken uykum bir türlü gelmedi. Koyun atlamak da rahat insan işi olduğundan yüz tane “am*na koyayım üniversite” tabelasının önünden 150 km hızla geçtiğimi düşündüm. Hakikaten rahatlamıştım bir süre sonra. Tam dalarken biri omuzumdan tuttu. Uyku sersemliğinde annemi görüyordum sanki.
“Oğlum kalk servise yetişemeyeceksin.” diyordu ses. Gözlerimi iyice açıp baktım ki aynı odada değildim, lise yıllarındaydım hala. saate baktım. Geç kalmıştım ilk derse. Ama hiç koymadı. O kadar etkilenmişim ki o gün, öyle mutlu olduğumu hatırlamam senelerdir.
Ait Olma Duygusu
Abazanlığın tüttüğü başka bir gündü. “Herkesin bir manitası var, bir bizim yok anasını satayım.” diyordum Hakan’a. Hakan da 87 doğumlu çıtır hatunlar’dan yeni bir tane bulduğunu söyledi, yıkıldım… Bu dünyada yapayalnız kalmışım sanki. İşin kötü tarafı sorun kızlarla aramın kötü olması değil, onların beni bir abi, bir arkadaş olarak görmesiydi. Üniversiteyi üç sene üst üste kazanamayacak kadar öküz olduğumdan diğerlerinden bayağı büyüktüm zaten, abi demeleri normaldi ama hiçbir kız bana o duygularla yaklaşmıyor muydu? Yoksa ben zurna mıydım? Hayır hayır, zurna değildim sadece aşırı normaldim.
Popüler kesime girmek için atmosferik y*rrak metal dinlemek, Fight Club izlemek, piercing taktırmak, gece barda çok içip ortamın dağıtmak gibi ayrıcalıkların olması gerekiyordu. Bense okula pembe gömlek-kravat ve sivri pabuçlu ayakkabıyla gelen, Yeni Türkü filan dinleyen, Serdivan’a takılan ezik bir kişiliktim. Benim gibiler 80′lerin sonunda 90′ların başında kalmıştı.
Neslimin son türüydüm evet. Hiçbir yere ait değildim. Bu işten anlayan elemanlardan yardım almak gerekiyordu bu yüzden. Hemen pinoya daldım. En gotik görünümlü masaya oturdum. Allah’tan laboratuar dersini beraber aldığımız bir hatun vardı da g*t gibi ortada kalmamıştım. Konuşmaya pek katılamadım ama 45 dakikada bir tuvalete gitmiş numarası yapıp, sohbet ettikleri şeyleri, sevdiği müzikleri, filmleri, yazarları not defterime ekliyordum.
Hava kararıncaya kadar aldığım notlar not defterine sığmaz olmuştu, demek ki artık yeterdi. Onlardan öğrendiğim yeni mekanla gidiş cümlemi kurdum “Ya dostum akşama bizim hatunla Hera’ya gidicez, ben kalkar” dedim. Kalktım eve gittim.
Yazdığım notlar da bayağı olmuştu. Bunları boş bir zamanda ezberlemek gerekiyordu. ertesi gün üniversiteye girerken bahar şenliği ilanıyla karşılaştım. Manga, Şebnem ferah, Beyaz gibi Fanta konserlerinin vazgeçilmez isimleri de gelecekti. Orası şimdi nasıl hatun kaynardı değil mi? Harekete geçmenin tam zamanıydı. Hemen notlarımdan çıkardığım aktivite klüplerini ziyaret ettim. Frp klübüne kayıt olup kısa zamanda okuyabileceğim ince ve açıklayıcı bir kitap tavsiye etmeleri istedim. Notlarımdan çıkardığım mp3 isimlerini de genelde porno cd çektirdiğimiz Aykut Abi’ye verdim. Son dersten çıkana kadar hallederim dedi.
Derste bile sıranın altında frp kitabını okuyordum. Kılıç, büyücü, kral filan derken kafamın ağzına veriliyordu. Biyoloji hocası tahtaya kaldırıp vücudun savunma sistemi hakkında bir soru sorduğunda ise sap gibi kaldım. İçimden şövalyeler demek geldi ama rezil olmamalıydım. Tüm sabrımla bahar şenliğine kenetlendim.
Eve gidince ortamların müziğine alışmak için Anathema, In flames, Metallica dinledim. En gaz şarkılarını google’dan aratıp, hatunlara söylecek fiyakalı sözler aradım. Requiem for a dream, Memento, Fight club, Kelebek Etkisini izledim.
İki gün boyunca okula gitmeyip, bahar şenliği geçiş sınavıma hazırlanmıştım. Sonunda büyük gün gelmişti. En seksi kokan parfümlerimden birini sıktım, siyah deri ceketimi ve adidas ayakabımı giydim. Carlsberg’imi de ceketime güzelce zulaladım. Hava karanlık olmasına rağmen Terminatör gözlüklerimi de taktım. Amacım ne olursa olsun notumdaki mükemmel insan modeline benzemekti.
Konserler başladı, ben de hatunun bol olduğu tanıdık bir bölge aradım. Sonunda Utku’yu gördüm. İyi elemandı ama biraz tikiydi, rapçiydi, msn nickini cool_rapper_ßoy_78 yapardı. Yanındaki hatunlardan birine hemen yanaştım. Hemen tanışıverdik, ismi Pınar’mış. Çıtı pıtı bir kız, hemen ısınıverdim. Engin frp bilgimden, In flames’den en gaz şarkılarından bahsettim. Brutal Vocal, headbang savsalıyordum bir şeyler. O ise hayranlıkla dinliyordu. Ortam sıcaklaşınca zulaladığım Carlsberg’imi çıkardım. Utku da bir şeyler getirmiş güzel kafa yaptık.
Biraz sarhoş olunca headbang yapayım diye ön sıralara geçtim. Kendimi kaybetmişim bir an. Slow bir şarkıda da headbang yapınca etraftakiler pis pis bakmaya başladı. Hemen Utku’ların oturduğu yere gittim ama orada değillerdi. Aradım ama bulamadım. Sonra eğlemeye devam ettim, çıkışta bulurum bunları nasıl olsa dedim. çıkışta da bulamadım, acayip bir korku sardı. Bunların başına bir şey gelmesindi? Hemen cep telefonunu aradım ne yapıyorsun oğlum dedim? Bu gece pınarlardayım hacı, kusura bakma dedi. Hemen telefonu kapattım. Küfrettim kendime. Sen o kadar dil dök hatunu tava getir, başkası kapsın götürsün. Olacak şey değildi.
O gün pinoda neden şapkayı yan yan takan, fubu pantolonlu rapçi elemanlarla takılmadım diye kendime kızdım. O gün bugündür Dj Akman dinlerim.
Çarkıfelek
Requiem For a Dream, bağımlılıklarımızı anlatan güzel ve bir o kadar da ürkütücü bir film. Ana karakterlerin her biri bir çeşit bağımlığa sahip örneğin esas oğlan olarak oynayan Jared Leto bir uyuşturucu bağımlısı, esas hatun olarak oynayan Ellen Burst ise bir televizyon bağımlısı. Televizyonda her gün izlediği ünlü bir yarışma programına oğluyla katılıp ünlü olmak gibi bir amacı var bu teyzenin. Bu yarışma programını ise kendini çok beğenmiş, yüksek sesle konuşan, arsız bir adam sunuyor ve sizi 5 dakikalığına Dünya’nın merkezi konumuna getiriyor adeta.
Geçen gün, annemin “Oğlum yarışma var sonra geleyim.” demesi üzerine şaşırdım. Neydi ki benden önemli olan bu yarışma ? Hani şu eskiden çıkan Çarkıfelek vardı ya, o tekrar yayınlanmaya başlamış yine Mehmet Ali Erbil sunuyormuş. Yine arsızca ve yüksek sesli bir şekilde aynı bahsettiğim yarışmanın sunucusu gibi… Yeri geliyor canlı yayında cinsellikten bahsediyor, yeri geliyor uzun eşşek oynatıyor… Sizi bir iki dakikalığına madara edip ünlü olmanızı sağlıyor; cebinize iki üç kuruş, çoluk çocuğunuza da cep telefonu verip avutuyor.
Bugün annem yemekten kalkıp oturma odasına gidince önemsedim ama uzun bir süre gelmedi sonra baktım ki hala o yarışmayı izliyormuş. Çok aldırış etmedim, oturdum bilgisayarıma, her gün yaptığım gibi. Sonra o gıcık ses kulağımda yankılanmaya başladı. We gooot a Winneeeer. Parmaktaaaan sonraaaa… Tappy tappy!! Asenaaaa!!!! Ne kadar da benzeşiyorduk o karelerle. Acaba biz de başka bir rüyaya ağıt mıydık ?
Kağıt Tasarrufu ve Dönüşümü
Hergün ofislerimizde, çalışma odalarımızda yüzlerce kağıt harcıyoruz, peki onları ne kadar verimli kullanıyoruz?
Bu soru, ilkokuldan beri aklımı kurcalayan en önemli sorulardan biri olmuştur hatta ilkokul öğretmenimizin göz bebeği olmamı sağlayan küçük bir proje bile yaptırmıştır bu soru bir zamanlar. Şimdi ise büyüdük, kullandığımız kağıdın arkasını kullanmak bile ayıp oldu, cimrilik oldu fakat hiçbir zaman kulak asmadım bu sözlere çünkü tasarrufun ve geri dönüşümün önemini gerçekten kavramıştım. Su zengini bir ülke olarak tarif edilen Türkiye’nin başkenti susuzluk çekiyorsa, neden %20-25′i ormanlarla kaplı Türkiye’de kağıt sıkıntısı çekilmesin? O yüzden daha şimdiden tedbir almakta fayda var. Bakalım yedi maddede neler yapabileceğiz: Read the rest of this entry »
