Monthly Archive for Nisan, 2008

Duyuru: Zeitgeist The Movie

Ne kadar salak ve duyarsız olduğunuzu öğrenmek ister misiniz?

Anlayış

Küfretmek istemiyorum çünkü “yarrağan biri” olduğumu sanacaklar.

Kullanılabilirlik ve Bağımlılık

Microsoft bugüne kadar kullanışlı(?) bilgisayar ürünleri ortaya koydu.

Kullanışlının yanına soru işareti koydum çünkü bu çok değişken bir kavramdır. Son kullanıcıya kolay gelen her ürün kullanışlıdır veya karmaşık her ürün kullanışlıdır diye bir şey söyleyemeyiz. Hatta kullanıcıların büyük bir kısmının alıştığı ürüne de kullanışlı diyemeyiz.

Aslında şuradaki resmin olayımızı çok güzel bir şekilde açıklayabileceğini düşünüyorum. Son kullanıcı için gayet güzel; tıkla ve bul, çevir ve oynat! Fakat biraz daha bilgiliyseniz ve hacker tabiriyle VCR alıcınızı programlamak istiyorsanız; işte bu basitlik tam bir kabusa dönüşüyor. Daha fazlasını isteyince bu basitlik bir sıkıcılığa dönüşüyor.

LESS IS MORE -> LESS IS A BORE

son kullanıcı -> hacker

Sanırım bu kabusun nedeni bilgisayar bilgimiz geliştikçe, kullandığımız ürünün benzerini hatta daha iyisini yapabileceğimizi düşünmemiz.

Peki daha iyisini nasıl yaparız veya elimizdekini nasıl daha güzel bir şekle sokarız veya daha kötü düşünelim bilgisayarımızı özelleştirebilir miyiz? Tabii ki bize yeterli özelleştirme imkanı verildiyse yani kodlarıyla az buçuk oynayabiliyorsak yababiliriz.

Bu sebeptendir ki çevrenizde dikkat ettiyseniz bilgisayardan iyi anlayan çoğu insanın OS tercihi GNU ve BSD türevleri olmuştur.

Peki bilgisayardan iyi anlamak derken ?

Bu da göreceli bir kavram aslında. “Oğlum bilgisayarcı teyzesi”ndeki oğlandan bahsetmiyoruz tabii ki. Format atmayı bilmek herşey değildir çünkü. Ben kendi hesabıma konuşayım, defragmantasyonun mantığını ve formatın herşeyi çözemeyeceğini bilen kişi bilgisayardan az buçuk anlıyor demektir.

Bu insanlar bilgisayardan anlıyor da neden Linux’a geçmiyor?

Bağımlılıktan dolayı! Hayati önemi olan Adobe programları, arada bir kaçamak yaptığımız bazı oyunlar Linux’ta maalesef stabil bir şekilde çalıştırılamıyor. Eğer çalışabilse iddia ediyorum Linux’un pazar payı %25′e çıkar.

Peki neden Microsoft kodlarını açmıyor?

Birkaç manyak dışında kimse geliştirmez diye mi?

Zaten çok kullanışlıyız gerek yok diye mi?

Hayır!

İnsanlar Windows’un ne kadar boş bir şey olduğunu anlayacaklar da ondan.

Hataları gözükecek de ondan.

Kel olduğunu gizlemek için yandaki saçlarını üste tarayan amcalar gibi…

Hangi Ördeksiniz ?

ördek

Am*na Koyayım Üniversite

Üniversiteye yeni başlamışım. “Ulan ne değişik şehir be!” diyorum. İnsanlar sanki ters ters yürüyorlar ya da ben biraz fazla kaçırmış olabilirim, bulanık herşey. Derse katılıyorum, herkesin yüzünde acayip bir sevinç, kapağı attım üniversiteye, bir tane hatun kaldırırsam süper olacak havası var. Bense hayatımın en kötü gününde gibi hissediyorum. Zaten istediğim bölüme gitmemişim ya ağzımı bıçak açmıyor.

Tommy hilfiger tişörtlü tiki bir eleman yaklaşıyor yanıma. Selam hocam hoşgeldin ben Ersin, alttan alıyorum bu dersi, sen yenisin galiba? Yeniyim kardeş diyorum. Alıştın mı, kalacak yer buldun mu diye soruyor bana. Alışırım zamanla ama kalacak yerim yok diyorum. Bize gel, yan odamdaki eleman daha gelmedi, birkaç gün idare edersin artık diyor. Tabii ki çok isterim diyorum sevinçle…

Sıkıcı bir ilk dersten sonra eve gidiyoruz. Kapıyı açınca gözlerime inanamıyorum. Her yer dağınık birbirine girmiş durumda. Yığınla kitaplar, ders notları… Kanepeler ters çevrilmiş, oda bombok bir vaziyetteydi. Gel arkadaşlarımla tanıştırayım dedi. Ayhanın odasına girdik, kimse duymasın diye kulaklıkla porno izliyordu üstüne üstlük otuzbir çekiyordu. Bizi s*klemedi bile, yuh am*na koyayım deyip çıkıp gittik odadan. Orhan’ın odasına doğru gittik. Yaklaşınca artan gürültü dikkatimi çekmişti. Odaya girince hayvan gibi metal dinlediğini anladım. Açıkçası bu kadar ibne tipli bir herifle karşılaşacağımı bilmiyordum. Uzun saçlı, siyah tişörtlü, gözlerinin altı zeplin gibi olmuş bir keşe benziyordu. Sigarayı havaya üfleyişinden bile ne bok bir insan olduğunu anladım.

Oo genç hoşgeldin, buyur şöyle dedi. oturduk anlatmaya başladık. 5 dakika geçip muhabbete *m, s*k, göt karışınca aklım başıma geldi ve havanın karardığını anladım. Karnım da gurul gurul ötüyordu. Sesleri duyan eleman gel mutfağa bir şeyler hazırlayayım dedi. Mutfağa girdik yine bir facia, mutfaktaki göl hafiften sapancayı andırıyordu. Allah’tan fayans vardı da su alta kaçıp alttaki cadolaz karıyı aktifleştirmiyordu. Bardak bulamadığını söyledi Ersin. Eve daha yeni geldiklerinden ekmek de yokmuş. Kavanoza sıcak su doldurup sallama çay içtik. Üç ay öncesinden kalan ton balığıyla son defa şansımızı denedik ama ikimizi de kesmedi. Hadi gel alışveriş yapalım dedi. Beraberce Bim’e gittik. Le’ cola, birkaç bardak ve ekmek aldık. Urfalı Kardeşler’den dört porsiyon lahmacun yaptırıp eve geldik, güzelce sofrayı kurduk. domuzlar gibi kapıştık yemeği. Sonra batak öğrettiler bana, öğrenci evinin vazgeçilmez oyunuymuş. Çok sıkıcıydı hiç sevmedim. Hem de ütüldüm tüm paramı kaybettim.

Çok geç olunca yatağa girdim. Babama parayı nasıl kaybettiğim konusunda hesap vereceğimi düşünürken uykum bir türlü gelmedi. Koyun atlamak da rahat insan işi olduğundan yüz tane “am*na koyayım üniversite” tabelasının önünden 150 km hızla geçtiğimi düşündüm. Hakikaten rahatlamıştım bir süre sonra. Tam dalarken biri omuzumdan tuttu. Uyku sersemliğinde annemi görüyordum sanki.

“Oğlum kalk servise yetişemeyeceksin.” diyordu ses. Gözlerimi iyice açıp baktım ki aynı odada değildim, lise yıllarındaydım hala. saate baktım. Geç kalmıştım ilk derse. Ama hiç koymadı. O kadar etkilenmişim ki o gün, öyle mutlu olduğumu hatırlamam senelerdir.