Taşrada Ateist Olmak

Bu yazının başlığı taşrada alevi, hıristiyan veya yahudi olmak da olabilirdi. Çok farkeden birşey de olmazdı. Çünkü Türkiye’de sünni bir müslüman değilseniz durumunuz az çok aynı: İkinci sınıf bir vatandaş muamelesi ve her fırsatta size hissettirilen bir yabancılık durumu. Bu durumun içinden sıyrılmak oldukça güç. Büyük bir şehirde yaşıyorsanız sizin gibi insanları bulmanız ve çevrenizdekilerle ortak bir paydada buluşabilmek belki mümkün ancak benim gibi doğunun ücra bir ilçesinde yaşıyorsanız işiniz çok zor.

İki yıldır doğuda küçük bir ilçede yaşamaya çalışıyorum. İstanbul’dan buraya yerleşeli beri parasal açıdan oldukça iyiyim ancak öncesinde meteliğe kurşun atarak zaman geçirmiş olmama rağmen gayet mutluydum. Batı kültürüyle yetişmiş biri olarak insan ister istemez yetiştiği kültüre yakın kafa dengi insanlarla vakit geçirmek istiyor. Geldiğim ilk yıl ön yargısız pozitif yaklaşmaya çalışıp uyum sağlamaya çalıştım. Sonunda da mutlu bir yıl geçirdim ve bir çok arkadaş edindim. Ancak ikinci yılımda olumsuzlukları yavaş yavaş hissetmeye başladım.

Birinci yıl arkadaşlarımın da zorunlu teşviğiyle düzenli olarak cuma namazlarına katılıyordum ve mümkün olduğunca dini konularda çok sivrilmemeye çalışıyordum. Tâ ki o kızla tanışana dek. Geldi kalbimi çaldı ve sonunda da küçük sırrımı öğrendi. Beni her şeye rağmen kabul etti ama öyle oldu böyle oldu derken bu kızla ayrıldık ve olanlar oldu.

Hatun kişi benim ateist olduğumu birkaç kişiye daha söyledi ve burada hatırı sayılır bir kitle de bu dedikoduyu duymuş. Bir kısmı inanmamış bir kısmı ise kuşku ile yaklaşmış. İyi ki olay çok ses getirmedi, getirmiş olsaydı yaşamım dâhi tehlikeye girerdi çünkü burası öyle bir yer ki insanların kaç defa Cuma Namazını kaçırdığı bile herkesçe biliniyor. Olayların kötü yönde gitmemiş olmasında en başta yaşadığım iki yüzlü hayatın çok payı var aslında. İnsanlar ne olsa da verdiğim efendi imajına güvenerek kolayca inanmak istemedi demek ki. Ama en başta namaz kılmamış olsaydım belki de şu an yaşamıyor olacaktım. Kim bilir?

İkinci yılımda artık toplum arasında az çok kabul gören biri oldum ancak her hareketim sorgulanıyordu ve açıklarım aranıyordu. İnsanların yamalı düşünceleri sorun olmazken benim bir düğmesi eksik aforizmalarım millete dert oldu.

Küçük yerdeki insanların öncelikli işi insanları çekiştirmek ve açıklarını aramak maalesef. İnsanların kendini kanıtlayacağı bir zemin olmadığı ve yapacak çok verimli bir iş olmadığı için sizin düşmenize tanık olmak adeta onları yüceltiyor. Bu yüzden onlara fırsat vermemek gerekiyor. Bunun için de iki yüzlü yaşamak ve “herkes” gibi olmak gerekiyor. Ne kadar acı verse de inanmadığınız ve istemediğiniz bir şeyi yapmak zorunda kalıyorsunuz.

Bu yüzden anladım ki buralarda bize insanca bir yaşama hakkı yok. Eskilerin anlattığına göre ilçe gitgide muhafazarkarlaşıyormuş. Eski ilçe sakinleri baskıya dayanamayıp hep büyük illere göç etmişler ve meydan hep köyden göçerek gelen insanlara kalmış. Hep Türkiye’deki çoğu şehir için büyük kasaba derler ya işte bu mantıkla gidersek ilçelerin çoğu da artık büyük birer mezra oldu herhalde. Bir yabancı nasıl yaşayabilir bu yalnız mezrada? Bu yabancılaştırma bitmedikçe bir ateiste, bir süryaniye veya bir yahudiye yaşama şansı yok doğuda. Farklılıklar zenginlikten çok yüz kızartıcı bir suça dönmüş ve durağanlığı en iyi sürdüren eski yabancılar paşa olmuşlar. Bize de buralardan çekip gitmek düşer.

Ben Neden Böyleyim?

Ne kadar uzun olursa olsun. Belki bu mektubu hiç görmeyeceksin bile. Ama inan bana umrumda değil. Sadece bazı şeyleri söylemek istedim. Neden şimdi diyebilirsin. Çünkü kötü şeyler yaşadım. Çok insanın kalbini kırdım. Çok kadını üzdüm. Çok ah’lar aldım. Şimdi hiç tanımadığın veya tanıyamayacağın bir Yalçın’ım diyebilirim. Hem fiziksel olarak hem de mânen çok değiştim. İnsan kendi değişimini pek farkedemiyor tâ ki bir duvara çarpana dek. İşte ben de böyle bir duvara çarptım. Ve nereden nereye diyeceğim bir hayat ektresi önüme döküldü. Aynaya baktığımda “eski ben”i aynada görememek beni çok üzdü ve biraz da korkuttu. Senden sonra yaşadığım süreci sorguladım. Senden sonra yaşadıklarım aslında kısaca şöyle özetlenebilir: Önemseyen ve iyimser bir kişiden; kendine, sevdiklerine ve her şeye zarar veren narsist bir kişiliğe dönüşümüm. Sonrasında da baltayı taşa vurup bazı şeyleri görmem. Senden tam anlamıyla ayrıldıktan, daha doğrusu ayrılabildikten sonra içimdeki hırs kendimi bile yiyip bitirecek kadar büyümüştü. Çünkü seni çok sevmiştim. Durumu kolaylıkla hazmedemedim. Güçlü duygular hiç bir zaman değişmez Funda. Birini çok seversin ve daha sonra ondan çok nefret edersin. Ama ikisi de çok güçlü duygulardır, birbirlerine kolayca dönüşürler. Hayat işte böyle işler. Ben de senden nefret etmeyi seçtim. Nefretim beni kötü şeyler yapmaya sevketti. Kötü şeyler yapmanın ve kötü biri olmamın sebebini sorguladım. Şimdi daha iyi anlıyorum ki senden ayrılmanın intikamını başka kadınlardan ve kendimden alıyormuşum. Bu gerçeğin farkına varmak beni çok rahatlattı. Amacım bunu yazarak seni üzmek veya bazı şeyleri hatırlatmak değil. Sadece yazmak istedim. Hepsi bu. Kendine iyi bak. Yalçın.

Mark Twain’den 7 Hayat Değiştiren Ders

mark-twain-ozlu-soz

Mark Twain 1871’de Amerika Birleşik Devletleri Missouri Eyaleti’nin Florida Kasabası’nda dünyaya gelmiştir. Gerçek ismi Samuel Langhorne Clemens’dir. Kendisi zamanının en büyük Amerikan mizahçısı olarak da bilinir. Huckle Berry Finn’in Maceraları ve Tom Sawyer’ın Maceraları gibi klasik romanların yazarıdır.

Şu an bile milyonlar tarafından okunan harika eserler ortaya çıkarmıştır. Ayrıca hala yol gösteren  bilgece söylenmiş bir çok özlü sözü bulunmaktadır. Mark Twain eğlenceli, nüktedan ve bilge bir insandı. Umarım aşağıdaki özlü sözleri sizde hayranlık uyandıracak, ufkunuzu açacak ve sizleri eğlendirecektir.

1. “Hayatımda bir çok korkunç aşamadan geçtim, hatta bunların bazılarını bizzat yaşadım.” 

Hayatımız boyunca başımıza hiç gelmeyecek şeyler hakkında düşünüp duruyoruz. Hiç olmamış ve olmayacak şeyler hakkında endişeleniyor, dehşete kapılıyor ve korkuyoruz.

Akıllarımız kontrolümüz dışında. Kafamız, ne kadar ilgisi olduğunu düşünsek de, gerçekle pek ilgisi olmayan negatif düşüncelerle dolup taşıyor. Okumaya devam et

Şanslı İnsanlar Neden Şanslıdır?

Bir insanı şanslı yapan şey nedir? Çoğu zaman bu, gerçek şanstan öte insanın hayata olan genel bakış açısı ile ilgilidir. İşte nedeni.

Eski Wall Street Journal ve Fortune yazarı Erik Calonius dikkatimizi ruhbilimci Richard Wiseman’ın yapmış olduğu etkileyici çalışmaya çekiyor. Wiseman bir grup insana kendilerini şanslı mı yoksa şanssız mı hissettikleri konusunda bir anket yapıyor ve sonrasında ilginç bir test uyguluyor:

Wiseman hem şanslılara hem de şanssızlara bir gazete veriyor ve gazetenin içinde kaç tane fotoğraf olduğunu soruyor. Sonuçta şanssız olanlar fotoğrafları bir kaç dakikada sayarken şanslı olanlar bir kaç saniyede rakamı belirliyor. “Şanslı” olanlar bunu nasıl yapıyor? Çünkü ikinci sayfada “Saymayı bırak. Bu gazetede 43 fotoğraf var.” mesajını okuyorlar. Öyleyse şanssız insanlar bunun neden göremiyor? Çünkü onlar tüm fotoğrafları saymakla çok meşgul oluyorlar ve ana mesajı kaçırıyorlar.

Öyleyse bu ne anlama geliyor? Makaleden:

“Şanssız insanlar fırsatları kaçırıyor çünkü onlar diğer şeyleri bulmak için çok fazla odaklanıyor. Mükemmel eşi aramak için partilere katılıyorlar ve böylece iyi arkadaşlarla tanışma fırsatını kaçırıyorlar. Gazeteye belirli iş ilanlarını bulmak için göz atıyorlar ama başka tür işleri kaçırıyorlar. Yani şanslı insanlar diğerlerine göre daha rahattır ve deneyimlere daha açıktır. Olanı sadece aradıkları gibi değil, olduğu gibi görürler.”

Genellikle kendilerini şanslı kabul eden kişiler daha rahat ve çevresinde olup bitenlere karşı daha açıktır. Onlar önemli ve beklenmedik şeyleri kaçırmamak için önlerini tıkayacak tek bir büyük göreve odaklanmaz. Kısacası bu deney şansın sadece şans olmadığını gösteriyor. Yani aklımız yeni fırsatlara açık olsa da olmasa da eğer istediğimiz şeyden çok eminsek diğer fırsatları kaçırırız.

Kaynak: http://lifehacker.com/5791032/improve-your-luck

Çeviri: Yalçın Can

Bayan Yanı

Otobüs yolculuklarından ve özellikle de uzun olanlardan nefret ediyorum. Ne zaman otobüsle bir yere gidecek olsam kesin bir sorun çıkar. Yanımdaki adam horlar, teyzenin biri bağdaş kurup oturmaya çalışır, yanımdaki çocuğu araç tutar ve üzerime kusar, elemanın biri son ses sevmediğim türde bir şarkıyı dinler. Bu sorunlar eminim herkesin başına geliyordur ama benim sürekli başıma gelir. Bu yüzden bu tür sorunlara karşı kısmî bir bağışıklık kazandım. Artık takmıyorum böyle şeyleri ama bazen onlar gelip bana takılıyorlar.

Bugün ilçeye kadar 45 dakikalık kısa bir otobüs yolculuğu yaptım. Son dakikada bilet alıp otobüse bindim ve hemen yerime oturdum. Yanımda da bir hanımefendi oturuyor. Bir süre sonra “Numaranız doğru mu?” diyerek küçümseyici bir tavırla çıkıştı. Ben de bileti göstererek “Evet” dedim, “Bir sorun mu vardı?”. Hemen kalktı ve otobüs görevlisine bağırmaya başladı. “Nasıl bayan yanına erkek verirsiniz, siz nasıl firmasınız?” şudur budur derken görevli bir dededen rica etti ve kızla yer değiştirdiler. Kız ninenin yanına, dede de benim yanıma oturdu. Okumaya devam et

Ana Dilde Eğitim

Eğitim modern toplumlarda her bireyin en temel haklarından birisidir. Eğitim demişken bunu açmakta fayda görüyorum: Benim modern eğitimden anladığım şudur;

  • Herhangi bir zorlama olmadan,
  • Kişinin bilgi seviyesini yükseltmeyi amaçlayan,
  • Eşit şartlar altında,
  • Kişinin anlayabileceği şekilde

uygulanan bir disiplindir. Şimdi oturup incelediğimizde Türkiye’de bu dört maddenin de tam anlamıyla uygulanmadığını görüyoruz. Uygulanmamasının nedeni açıktır. Bizi yöneten insanlar; eleştiren, sorgulayan ve değişimi talep eden eylemci nitelikli insanlarla uğraşmak istemiyor ve nitelikli insanların yetişmemesi için ellerinden geleni yapıyor. Bize sundukları yalancı oyuncaklarla asıl sorunlarımızı unutturuyorlar. Okumaya devam et

Kur’an ve İncil’e Yasal Uyarı Etiketi

Şubat 2010’da “Atheist in Action (Eylemci Ateistler)” isimli bir grup Fransa’daki İncil ve Kur’an yayımcılarına karşı bir dava açtılar.

Avukat Loïc Waroux’un da yardımıyla, Fransa’nın Rennes kentindeki bir polis istasyonuna ilk şikayet bildirildi. Bu şikayet İncil ve Kur’an’ın kapağında bir uyarı etketiyle satılmasını ve dağıtılmasını amaçlayan yasal bir süreci başlattı.

Bu amaç için hazırlanmış imza kampanyasının Türkçe ana metni şöyledir:

“Eylemci Ateistler Birliği’nin İncil ve Kur’an yayımcılarına karşı yürüttüğü, bu kitapların kapaklarında uyarı etiketi ile satılmasını amaçlayan yasal eylemi destekliyorum. Örnek bir uyarı etiketi şöyle olabilir: Bu kitap seksist, homofobik, mezhepçi ve suça teşvik edici mesajlar içerebilir. Bu kitabın içeriğini yazıldığı orta çağ tarihi şartlarında değerlendirmek gerekir.”

Bu kampanyayı şu adresten imzalayabilirsiniz. Uzun vadede diğer ülkelere örnek olacağını düşünüyorum.