Hakkında / İletişim / Kayıt Ol! / Giriş Yap


Kızları da Alın Askere

yorumsuz

Yeni göreve başlayan Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’in tek tip askerlikle ilgili açıklamaları benim gibi askerliğini henüz yapmamış binlerce genci korkuttu. Yoksa siz de onlardan bir misiniz? Gerçi her sene bu tartışma alevlenir ama bu sefer biraz değişik bana göre. Hiç bir Genelkurmay Başkanı ilk açıklamalarında bu kadar radikal olmamıştı. Ben bu tasarının yakın zamanda hatta benim dönemimde (bir sene sonra) gerçekleşeceğini düşünüyorum. Zira şu son dönemde halkın tepki seviyesini ölçen yöneticiler yüzünden “oldu, bitti” uygulamalar resmen patlamış durumda. Peki bu uygulama ne getirir, ne götürür? Bu konuyu tartışmak isterim.

Koşaner, tek tip askerlik projesini açıklarken şu argümanları kullandı:

  1. Üniversiteli, ilköğretim mezunu ayrımı yapılmadan herkes aynı süre, eşit şartlarda askerlik yapacak.
  2. Askerlik süresi herkes için 9 ay olacak.
  3. Yedek subaylık kalkacak.
  4. Eğitimli insan gücünden daha fazla yararlanılacak.

Peki bu dör maddenin karşı argümanları nasıl olabilir? Devamını okuyun »

Yazar: Yalçın Can

Ağustos 28th, 2010 at 8:48 pm

✪ Üniversitelerde Kaos Çıkar mı?

bir yorum

Özellikle ekonomik krizin arttığı ve Kürt – Türk tartışmalarının doruk noktasına ulaştığı şu zamanlarda bu tartışmaların büyük kavgalara dönüşebileceğini düşünüyorum. Umarım olmaz fakat ekonomik krizin de etkisiyle öcünü almak isteyenler çözümü şiddette bulacaktır. Şiddeti doğru bulmuyorum fakat kaçınılmaz gibi …

Geçen gün Kürt kökenli bir kızla sohbet ediyoruz, konu Türk- Kürt olayına geldi:

- Bana Facebook’da hani şu ünlü Atatürk Kürt Olsaydı (1995) yazısı var ya onu gösterdi. Yanında da sarışın ela gözlü küçük bir kız resmi vardı. Gerçek Kürtler aslında böyle şarışın renkli gözlüdür dedi.

+ Biliyorum [tebessüm] Bak X. ben eğer rahatsızlık duyuyorsan, sırf Türkler çoğunlukta diye buraya Türkiye denmesine bile karşıyım. Anadolu Cumhuriyeti de denilebilirdi. Bunlar sadece isimdir, semboldür.

- Ama bizim kültürümüzü öğrenmemize izin vermiyorlar.

+ Senin köyün var değil mi?

- Evet

+ Benim de var. Oranın bile kendine has dil yapısı, geleneği göreneği vardır. çok farklıdır bu şehirden. Çoğu insan geçmişini öğrenmekten haz duyar araştırmak ister ama çok katı bazı kesimler var, kafatası milliyetçileri(mhp) gibi. Onlara çok karşıyım. Onlar kendilerinden başkasını bilmezler. Bence her insanın kültürüne geçmişine inandığı şeylere saygı duyulmalı. Ama açık konuşayım, nerede olursam olayım; yaşadığım yere ihanet etmek, yediğim kaba tükürmek istemezdim.

- Biz de bizimkine tükürenleri temizlemeye çalışıyoruz.

+ Mavi ekran..

Yazar: Yalçın Can

Ocak 6th, 2009 at 11:27 pm

GIMP’e Güzel Bir Alternatif: Pinta

yorumsuz

GIMP her ne kadar güçlü ve becerikli bir resim düzenleyici olsa da yavaş çalışması ve tek pencereli yapıya yıllardır geçememesi yüzünden son kullanıcıya hitap eden bir yazılım olamadı. Aynı OpenOffice gibi… OpenOffice açılana kadar gedit’de işinizi çoktan bitirmiş oluyorsunuz. Ama hakkını yemeyelim GIMP’in şu anki özelliklerinden hoşlanan insanlar olduğu kesin ama bir o kadar da nefret eden insan var ve bunlar güçlü bir alternatif için yanıp tutuşuyorlar.

Aslında hep Windows’ta severek kullandığım Paint.NET’in GIMP’e iyi bir alternatif olacağını düşünmüştüm. Sonraları Ubuntu’ya kurulabileceğini öğrendiğimde çok da sevinmiştim ama çok can sıkıcı bir tecrübe olduğunu söylemeliyim. Çoğu fonksiyon çalışmıyordu, hantaldı ve çok önemli bir anda çökebiliyordu. İşte bundan hareketle Paint.NET’e benzeyen bir program arayışına girdim.

Biliyor musunuz tam da aradığımı buldum: Pinta.

Pinta ana sayfasında da belirtildiği gibi Paint.NET’i model alarak gelişiyor. Hızlı çalışıyor. Kolay kolay çökmüyor ve arayüzü GTK# ile yazılmış olduğundan Paint.NET gibi iğreti gözükmüyor. Pinta hazır paketler aracılığıyla; Windows, Mac ve Ubuntu’ya kolaylıkla kurulabilir. Pardus kullananlar ne yazık ki kaynaktan derlemek zorunda kalacaklar.

Pinta henüz çok çok yeni olmasına rağmen son kullanıcının neredeyse tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir duruma geldi: Çizim araçları, çoklu katmanlar, tam geçmiş, ölçekleme, kırpma, düzeltmeler ve efektler… Ben artık işim düşmedikçe pek GIMP kullanmıyorum, Pinta biraz daha gelişince de sileceğim. Hem bir şey daha ekleyeyim, programın %75′ini Türkçe’ye çevirdim ve çeviriler 0.4 sürümüne eklendi. Şu bağlantıya tıklayarak nasıl bir şey olduğunu görebilirsiniz. Kolay gelsin!

Sürpriz yumurta: Loonstar (Moonstar sözlüğün Debian alternatifi)

Yazar: Yalçın Can

Ağustos 23rd, 2010 at 11:59 am

Uyutulmak

yorumsuz

Ben küçükken annem iş yapabilmek adına beni hep uyuturdu. Eminim bebekliğimde de öyle yapmıştır. Gürültümle ve sorunlarımla uğraşmak ve en önemlisi onları çözmek yerine, kolayını seçmişti. Yalnız olmadığını düşünüyorum. Zaten eşinden yeterince baskı gören bir kadın ister istemez ya çocuğunu sokağa salacak ya da uyutacak, başka çaresi de yok. Hem ben uyumayı çok severim. Ama bazen o kadar çok uyurdum ki neyin rüya neyin gerçek olduğunu anlayamazdım. Hatta Inception’ı izleyince “Şerrefsizim aklıma geldiydi.” bile dedim. Bence Türkiye’de yaşayan çoğu kişinin aklına böyle gelmiştir. Çünkü hepimiz büyük bir rüyanın içindeyiz, sürekli uyutuluyoruz. Annelerimiz iş yapmak için bizleri uyutuyor, öğretmenlerimiz istemediğimiz şeyleri öğretmek için bizleri uyutuyor, politikacılarımız gerçekleri gizlemek için bizleri uyutuyor. O kadar uzun süredir uyutuyorlar ki çoktan Araf’a düştük bile. Artık gerçeklik kavramı bizim için bozulmuş durumda. Gerçekleri bir kenara bırakarak kendimize rüyalardan örülmüş çok güzel bir dünya kurduk. Geçmişimizi dahi rüyalarımızla değiştirdik. Bireyselleşmiş küçücük dünyamızda başka hiç kimseye de yer olmadığından tek değişken biz olduk ve rüyaların gerçekliğini kanıtlamak imkansızlaştı. İşte bu yüzden her yeni doğanı kendi yoluna gitmektense kendi yolumuza soktuk, kendimiz gibi olmaya zorladık ki değişken sadece biz olalım ve bu rüya hiç bitmesin. Çünkü biterse gerçeklerin soğuk yüzüyle burun buruna kalacağız.

Yazar: Yalçın Can

Ağustos 14th, 2010 at 11:26 pm

Kategori: Hayatın Anlamı

E-posta Gönderirken…

yorumsuz

Geçen yıl tam 150 arkadaşıma bilmeyerek bir maili karbon kopya olarak göndermişim. Bu e-posta etiği için çok kötü bir başlangıç oldu. Ben de dahil olmak üzere çoğumuz maalesef e-posta programlarını iyi kullanmayı bilmiyoruz. Gönderen kısmını ve içerik kısmını yarım yamalak doldurmakla iş bitti zannediyoruz halbuki bu şekilde e-posta göndererek hem karşı tarafı mutsuz ediyoruz hem de komik duruma düşüyoruz. Bunu engellemek için bir yazı yazmayı gerekli buldum. Yazının pdf şeklinde çıktısını buradan indirebilirsiniz.

CC mi BCC mi?

CC, Carbon Copy (Karbon Kopya) nın karşılığıdır. Bu özelliği aynı anda birçok insana e-posta gönderirken kullanırız ama gönderdiğimiz kişiler birbirlerini tanımıyorlarsa bu uygun bir yöntem değildir.

Düşünsenize yakın bir arkadaşınız 50 tane tanımadığınız insana telefonunuzu veriyor ve bu insanlar bir anda sizi aramaya başlıyorlar. Siz de birinin sizin telefonun numaranızı izinsiz bir şekilde dağıttığını öğrenince deliye dönmez misiniz?

Daha kötüsü Devamını okuyun »

Yazar: Yalçın Can

Temmuz 4th, 2010 at 12:43 pm

geldik.biz üç yaşında

yorumsuz

Merhaba! Uzun bir aradan sonra senli benli ilk yazımı yazıyorum çünkü geldik.biz üç yaşına girdi. (Aslında çok önceden ama bu yazıyı ancak şimdi yazma fırsatı bulabildim.) Hem böyle yazılardan nefret ederim aslında, ama bir kereden de bir şey olmaz diye düşünüyorum. Ne de olsa belirsizliklerin ve kararsızlıkların blog’uyuz şunun şurasında. Biliyor musunuz aslında kırk yıl düşünsem şu slogan gibi slogan bulamazdım(arkadaşlar sağ olsun, iyidir onlar iyi.) Hem ne güzel slogan şu yahu; insana her telden çalmaya, istediği çılgınlığı yazmaya izin veriyor.

Şöyle üç yıl öncesine baktığımda çok farklı bir geldik.biz görüyorum. Site sürekli inişler ve çıkışlar yaşamıştır, kalp grafiğinden farkı yoktur onun. Gerçekten belirli bir çizgisi yoktur. Hatta çizgisi olmayan bir site nasıl yaratılır diyorsanız geldik.biz size çok güzel bir örnektir. Ama ben bundan gurur duyuyorum.

geldik.biz’in dengesizliği ve sürekli değişimi bir zamanlar savunduğu şeyin tam tersini savunabilmesi size ikiyüzlülük gibi gelebilir. Bana göre ise dürüstlüktür çünkü geldik.biz dürüst olduğunu iddia etmemektedir, insanın dürüst olmadığını ifade etmesi de bir dürüstlüktür.(argüman dediğin böyle olur işte :) ) Bu durum sitenin belirsizlik ve kararsızlık içinde olduğunu belirtmektedir ki bu bence süper bir şeydir hatta Orhan Veli’ye tarzını iki yılda neden değiştirdiğini soran birine, o da: “Boşuna mı iki yıl yaşadık?” demiş. Ben bu cevabı çok sevdim ama Orhan Veli ile büyük fark var geldik.biz çok daha hızlı değişiyor. Bu yüzden (maalesef) tutarlı bir kaynak da değil ama söyledim ya böyle bir amaç da yok ortada. Gülelim , eğlenelim işte. Bu dünya kimseye kalmaz..

Yazar: Yalçın Can

Mayıs 2nd, 2010 at 8:14 pm

Kategori: Diğer